Toplumda güçlü bir karşılık bulan “Adalet“ talebini sulandırmak, itibarsızlaştırmak için elinden geleni yapan malum çevreler, yine bildik yöntemler deniyor. Konuyu bireyselleştirme, sadece bir milletvekiline indirgeme çabalarıyla başlayan süreç, zaman zaman provokatif yöntemlere dönüştürülmeye çalışılsa da toplumsal desteğin büyümesine engel olamıyor. Malum çevrelerin başvurduğu son çare toplumun en hassas olduğu konu; ancak daha önce denenmiş ve sonuç alınamamış bir yöntem.
Örneğin anayasa referandum sürecinde PKK, FETÖ terör örgütü de “ Hayır” diyor. Bunlar terör örgütleriyle aynı yolda el ele, kol kola yürüyorlar iddiası toplum tarafından kabul görmedi. Nedeni de kurulan “ çadır mahkemelerinin “ toplum tarafından unutulmamış olması. Yine aynı şekilde cumhurbaşkanının çeşitli zaman ve yerde önce “ PKK ile görüşüyorlar diyenler şerefsizdir, derken daha sonra İmralı ile yapılan tüm görüşmeler benim talimatımla yapılmıştır” demesi. Yine aynı şekilde çözüm sürecinin mimarı benim derken, bu süreçte valilere” örgüte operasyon yapılmasın” talimatını ben verdim demesi, daha sonra da yine “ Hayır” cephesini FETÖ, PKK gibi örgütlerle işbirliği ile suçlaması toplum tarafından inandırıcı bulunmadı. Sonuç “Hayır” kazandı, milli irade YSK eliyle gasp edildi.
Malum çevreler bugün de aynı yöntemi deniyor. Ellerinde sadece “ Adalet “ yazan dövizlerle yürüyen insanları terör örgütleriyle iş birliği yapmakla suçluyor. Terör örgütlerinin talimatıyla harekete geçtiklerini iddia ediyor. Böylesine haklı ve onurlu bir talebin böylesine suçlanması ise sadece toplumu geriyor ve katılımı arttırıyor.
Toplumsal talepleri sadece diktatörler görmez ya da görmezden gelir .Ülkenin huzura, güvene , adalete ihtiyacı vardır. Talep haklıdır. Talep onurludur. Yapılacak şey talepleri dikkate almak, gerekeni yapmaktır.
