Öyle bir dönem yaşıyoruz ki ne Türkiye’de ne dünya da örneği yok. Sokaklara bakın güler yüzlü insan kalmadı ,herkes tedirgin , herkes ürkek ve endişeli. Kimse yarın ne olacağını kestiremiyor. Bir gün orman arazileri işgal ediliyor, başka bir gün köylünün zeytin ağaçlarına el konuluyor, başka bir gün milletin tapulu arazileri gasp ediliyor.

İşsizlik almış başını gitmiş ,çalışanlar açlık sınırının altında bir gelirle yaşamak zorunda. Esnaf kan ağlıyor, çiftçi perişan, gençler yarınlardan umutsuz. Ne oldu , nasıl bu hale getirildi bu ülke?
Aslında çok basit ; ülke kaynakları etkin kullanılmadı , özelleştirmeler ile dev yatırımlar yandaşlara peşkeş çekildi. Devlet halkı için çalışır, halka hizmet eder anlayışı bir kenara bırakıldı” Devlet bana ve yandaşlarıma hizmet eder anlayışı benimsendi.” Devletin temeli olan yasalar, anayasa hiçe sayıldı. Ülkenin en tartışmalı savcısı adalet bakanlığı koltuğuna oturtuldu. Neredeyse her gün hakkında yolsuzluk ,rüşvet, görevi kötüye kullanma gibi iddialarla belgeler yayınlanıyor ne kendisinden ne de onu atayandan ses yok.
Ama iş CHP’li belediyelere gelince gözünün üstünde kaşın var diyerek tutuklanıyorlar. Henüz hakim karşısına bile çıkmamış başkanları devletin en tepesinden rüşvetçi ,hırsız ilan ediliyorlar.
Peki , nereye varacak bu işin sonu? Tek taraflı adalet, tek taraflı yargı, tek taraflı çıkarlar ne zaman son bulacak? Sandık vatandaşın önüne geldiğinde her şey değişecek . Suçlularla , suçsuzlar yer değiştirecek. Not alın ; bugün kendilerini ulaşılmaz, dokunulmaz, karşı koyulmaz zannedenler bağımsız mahkemelerde sanık sandalyesinde hesap veriyor olacak ya da bir zamanlar AKP’lilerin heykeli dikilmesi lazım dedikleri Başsavcı Zekeriya Öz gibi yurt dışına kaçacaklar.
Onun için sandıktan kaçıyorlar, onun için anayasa emrine rağmen ara seçim ya da erken seçim gündemimizde yok diyorlar. Ne demiş Şems-i Tebrizi “Kaderden kaçılmaz.” O sandık gelecek , kaderlerini yaşayacaklar.
