Yerel seçimlerin ortaya çıkardığı zorunluluk erken seçimdir. Bütün dünya gördü, anladı ki partili cumhurbaşkanı tarafsız olmuyor, tarafsız kalmıyor. İkinci zorunluluk ise cumhurbaşkanının dokunulmazlık sınırlarının yeniden düzenlenmesidir. Yine aynı şekilde bütün dünya gördü, anladı ki cumhurbaşkanı yasalara, anayasa uymuyor.
Yerel seçimlerin sonuçlarına bakılınca kamuoyunun düşüncesinin de bu yönde olduğu anlaşılıyor; yani halk da cumhurbaşkanının dokunulmazlık sınırlarının daraltılmasını, cumhurbaşkanının tarafsız olmasını istiyor. Öyle olmasaydı tüm gücüyle, devletin tüm olanaklarını seferber ettiği aday seçim kaybetmezdi.
AKP’nin başta İstanbul olmak üzere, Ankara, Adana, İzmir gibi büyük şehirlerde açık ara seçim kaybetmesi, halkın artık sisteme ve cumhurbaşkanına güvenoyu vermediğini gösteriyor. Halkın güvenoyu vermediği bir cumhurbaşkanı, halkın güvenoyu vermediği bir sistemle ülkeyi yönetmeye çalışırsa ülkeyi kaosa sürükler.
Bu duruma örnek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kararname ile yasa değiştirmeye çalışarak belediye veya bağlı kuruluşların temsilcilerini atama yetkisini belediye başkanı yerine belediye meclisine devretmek istemesidir. Kararname asliye ticaret mahkemesince “ Yasa bir düzenleme genelge ile ortadan kaldırılamaz “ gerekçesiyle iptal edildi. İstinaf mahkemesi ne karar verecek bekleyip, göreceğiz. Bir tek bu kararname bile erken seçimin ne kadar büyük bir zorunluluk olduğunu ortaya koymuştur.
Recep Tayyip Erdoğan’ın gerek yetkileriyle, gerekse yetkilerini aşarak belediyeleri çalışamaz duruma getirmeye çalışacağı bir gerçektir. Bugüne kadar ki tavır ve uygulamaları bunu açıkça gösteriyor. Belediyelerle uğraşan bir cumhurbaşkanı ile ülke bir adım öteye gidemeyeceği gibi her gün ayrı bir kriz yaşar. Oysa ülke acilen çözülmesi gereken sorunlarla karşı karşıya. Ülkenin geleceği için krizler büyümeden, yeni krizlerle karşılaşmadan en kısa zamanda erken seçim yapılmalıdır, başka yolu yok.
