Aday listelerinin ön sıraları basına sızdırılınca büyük bir gürültü koptu. Herkes başladı ahkâm kesmeye. Birileri takdir ediyor “Bundan daha iyisi olamazdı” diyor. Birileri isyan ediyor “ Kendi ayaklarımıza sıkılmış” sonuç alamayız diyor. Bir kısmı ise temkinli davranıyor “ Önemli olan parti” diyor. Sonuç olarak seçilebilecek yerden sıralamaya giren adaylardan başka memnun olan yok.
Peki, şaşırdık mı? Sıralamaya demiyorum; tepkilere şaşırdık mı? Hayır! Bir yerde atama var ise atananlar dışında kimseyi memnun edemezsiniz. Peki, belirlenen sürede ön seçim mümkün müydü? Hayır! Peki, bunu hepimiz biliyor muyduk? Evet, biliyorduk. O zaman aklı olan itiraz etmez, tepki göstermez.
Düne kadar büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüne sahip çıkarak “ Söz konusu vatansa gerisi teferruattır “ diyenler bugün sıralamalara tepki gösterirse sadece kendilerine zarar verirler. Bu tür süreçlerde gerek kamuoyu, gerekse parti tabanları ön sıralara yerleşenlerden çok, sıralamaya giremeyen, ya da seçilemeyecek yerlerden aday gösterilenlerin tavırlarına bakıyor. Bir anlamda gelecekteki adaylarını şimdiki tepkilerine göre belirliyor.
Evet, sözün kısası bugün sırlamaya giremeyenler, ya da seçilemeyeceğini düşündüğü sırada olanlar bugünkü tavırlarıyla gelecekteki yerlerini belirleyecekler.
Gelelim asıl konuya. Bu seçimin galibi henüz belli değil; ama mağlubu belli. Bu seçimin tek mağlubu olacak o da Recep Tayyip Erdoğan. Bütün kamuoyu araştırmaları, bütün anketler bunu gösteriyor. Dünyada ve Avrupa’da yalnız adam Recep Tayyip Erdoğan ülkesinde de yalnızlaşıyor. Dün partisinden uzaklaştırdıklarını bugün aday listelerine yazması bu yalnızlığın en somut göstergesidir.
Peki, şaşırdık mı? Hayır! Zaten Recep Tayyip Erdoğan son referandumda yalnızlaşmaya başlamış, ilk mağlubiyetini almıştı. Şimdi süreç devam ediyor. Onun için şimdilik bırakalım şu sıralamaları falan da işimize bakalım. Yapacak çok iş var. O kadar fazla tahrip edildi ki ülke…
