12 Eylül’ün yıldönümünde yaşananlar

tarafından
254

12 Eylül denildiğinde cümleye devam etmenize gerek yok; herkes 12 Eylül 1980 darbesinden söz edildiğini anlar. Kimsenin yasal güvencesinin olmadığı, gözaltıların , işkencelerin, faili meçhul cinayetlerin hüküm sürdüğü yıllar. Günler süren işkencelerden sonra, cezaevlerinde geçen bir ömrün ardından beraat eden insanlar. Çok ocaklar söndü, çok canlar yandı. Bugün dahi o yılların izlerini taşıyan, hala toparlanamayan insanlar var.

Ne yazık ki bir nesli dönüştürdüler, bir toplumu yeniden yapılandırdılar. Ülkeyi 12 Eylül’e sürükleyen nedenler, kimlerin rolü olduğu, kimlerin talimatıyla neden yapıldığı gibi konulara girmeyeceğim; çünkü birazcık toplumsal sorumluluğu olan, birazcık ülkede neler olup bittiğini takip eden hemen herkes artık süreci de, sürece sürükleyenleri de, planlayıcılarını da, destek ve istekte bulunanları de yakından tanıyor.

12 Eylül 1980 darbesi siyasiler tarafından çok uzun yıllar istismar edildi. Özellikle de iktidar tarafından. Sürekli darbe anayasası değişmeli, ülke özgürleşmeli, demokratikleşmeli derken” yetmez ama evet” şapşallarının da desteğiyle defalarca değiştirildi. Bugün 46 yıl sonra hala aynı dili kullanarak anayasa değişikliği planlanıyor. Üstelikte anayasanın değiştirilemez maddelerini tartışmaya açmaya cüret ederek…

Ve bunu yirmi dört yıldır iktidarda olan bir parti dile getiriyor. Amaç demokratikleşme ise, özgürleşme ise cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen ucube sistem ne oluyor? Her tür yetkinin tek adamda toplandığı, meclisin yok hükmünde olduğu, kararnamelerle ülkeyi yöneten cumhurbaşkanı ne oluyor? Bunlar mı anayasa değişikliğiyle ülkeyi özgürleştirecek, demokratikleştirecek?

Daha dün; yani tam 12 Eylül 1980’in yıldönümünde ana muhalefet partisi cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na daha önce iki kez beraat ettiği davadan iki yıl bir ay ceza verilerek siyasi yasak getirildi. O çok eleştirdikleri, sürekli istismar ettikleri askeri darbe döneminde bile böylesine açık şekilde hukuka aykırı kararlar verilmedi. İdamla yargılanırken beraat eden çok insan tanıdım. Yani o sürekli istismar ettikleri sıkıyönetim mahkemeleri dahi adaleti sağlamaya çalışıyorlardı.

Bugün ise yargı adeta Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in de dediği gibi AKP’nin yargı kolları haline geldi. Eminim ki birçok hâkim, savcı bu konudan rahatsız. Göreve başlarken  ” Görevimi adalete bağlı kalarak, bilim ve fenne uygun olarak, tarafsızlıkla yerine getireceğime, namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim.” şeklinde yemin eden hâkimlerin, savcıların rahatsız olmaması mümkün mü?  Ancak bugün demokratikleşme, özgürleşme, çağdaş hukuk devleti olma gibi söylemlerle değiştirdikleri anayasa ile hâkim ve savcıları adeta hükümetin memuru haline getirdiler. Hükümetin istediği kararları veren hâkimlerin, istediği operasyonları yapan savcıların önü açık adalet bakanlığına kadar yolu var. Yeminine sadık kalan hâkim ve savcılar ise oradan oraya görev değişikliği, uzman oldukları davaların dışında görevlendirmeler…

Anayasa değişikliğine ihtiyaç var mı? Evet, var. Öncelikle bu cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denilen ucube sistemin kaldırılması gerekiyor. Basın özgürlüğü, kişisel ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, üniversitelerin özerkliği, sendikal hakların güvencesi, siyasi partiler ile ilgili düzenleme gibi birçok alanda anayasal düzenleme; yani anayasa değişikliği gerekiyor. Ancak anayasa belirli kişilerin siyasi ikbal beklentisi ile değil toplumsal ihtiyaçları karşılayacak toplumsal mutabakat ile olmalı.