2026’nın sonu yaklaşırken çeşitli seçim tarihlerinden söz edilmeye başlandı. Kimi erken seçim diyor, kimi seçimlerin yenilenmesi diyor kimi de cumhurbaşkanının parlamentoyu feshetmesiyle erken seçim yapılabilir diyor. Tabii bu “kimileri “ diye söz ettiğim kişiler cumhur ittifakı sözcüleri ile yandaş takımı…

Ana muhalefet partisi CHP; şimdi ki Yeni Parti 2024 yerel seçimlerin hemen ardından erken seçimi dillendirmeye başladı. Taleplerinde son derece de haklıydılar. 2024 yerel seçimlerinde ana muhalefet partisinin aldığı oy oranı, kazandığı belediye başkanlıkları bir tür iktidara güvensizlik oyuydu. Olması gereken erken seçimdi; ancak cumhur ittifakı genel başkanları başta olmak üzere, yandaşları, kalemşorları halkın sesine kulaklarını tıkadı, duymazdan geldi. Hakları da vardı hani, tüm kamuoyu yoklamaları CHP’nin cumhurbaşkanı adayının seçimi ezici çoğunlukla kazanacağını gösteriyordu.
Cumhur ittifakı ve yandaşları erken seçim olmayacak diye sürekli açıklamalar yaparken; önce İstanbul’un bazı ilçe belediyelerine operasyonlar başladı. Ardından yaklaşık 18 milyon oyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu’nun hukuki olarak izah edilemeyecek şekilde üniversite diploması iptal edildi. Sonra yargılanmalar başladı ve tutuklandı.
İktidarın hesapları tutmadı, gelişmeler CHP’nin oylarını düşürmüyor tam tersine halk desteğini arttırıyordu. Bu kez CHP’li belediye başkanlarının tehdit ve baskı ile AKP’ye katılmaları konusunda çabaların olduğu iddiası ayyuka çıktı. O da yetmedi hukuku, anayasayı, siyasi partiler yasasını hiçe sayarak yetkisiz bir mahkeme tarafından alınan bir “Mutlak butlan” kararı ile yenilgi şampiyonu olan ve asla bir seçim kazanamayacağı bilinen Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına getirildi.
Kemal Kılıçdaroğlu’da iktidarın kendisine lütfu olan genel başkanlığı, iktidara şükranlarını sunarcasına CHP kadrolarında operasyonlara başladı. Başarının mimarı kim varsa partiden uzaklaştırdı, uzaklaştırmaya çalıştı. Ülkeyi bekleyen tehlikeyi çok net gören Özgür Özel ile ekibine parti kurmaktan başka çare kalmadı. Büyük bir halk desteğiyle Yeni Parti kuruldu.
“ Terörsüz Türkiye “ söylemiyle yeni bir çözüm sürecinin başlatılması, bu sürece kırmızıçizgilerini belirterek de olsa Yeni Parti’nin destek vermesi Yeni Parti’ye olan halk desteğini önemli ölçüde düşürdü. Yeni Parti’nin halka terörsüz Türkiye söylemine hangi şartlarda, neden destek olduğunu yeterince anlatamaması, kırmızıçizgilerinin aşılmasına asla izin vermeyeceğini defalarca tekrarlamasına rağmen kamuoyunda oluşan kafa karışıklığını giderememesi erken seçim söylemleri için büyük fırsat oluşturdu.
Cumhur ittifakı ve yandaşları her ne kadar anayasayı zorlayarak Recep Tayyip Erdoğan’ı muhtemel bir erken seçimde cumhurbaşkanı adayı göstermek istese de Anayasa’ya göre bu mümkün değil. “ Anayasayı kim takıyor ki? ” diye düşündüğünüzü duyar gibiyim; ancak bu kez uymak zorunda çünkü AKP tabanı dahi artık aday olamaz diye düşünüyor.
Aslına bakarsanız Recep Tayyip Erdoğan’da dâhil herkes biliyor ki normal şartlarda Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim kazanması mümkün değil. Geçmiş anayasa referandumunda, cumhurbaşkanlığı seçiminde bunun örneklerini gördük.
Kaybettiği seçimleri YSK desteğiyle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun görmezden gelmesiyle kazandı; ancak şimdi durum çok farklı. Adam kazandı diyerek akşamüstü evine gidecek ya da oyunuzu kullanın evinize gidin büyük provokasyonlara meydan vermeyin diyerek kendi seçmeni üzerinde korku yaratarak sandıkları, oy pusulalarını cumhur ittifaklarının kontrolüne bırakacak bir genel başkan yok.
Bu noktada Donald Trump’un yüzlerine karşı söylediği “ Seçim hilelerini iyi bilir” sözü aklımıza geliyor. Güvendikleri şey bu mu diye düşünmeden edemiyoruz? Bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde, ABD’de hile yapılabileceği, seçim sonuçlarının değiştirilebileceği kanıtlanmış seçim sistemiyle seçim kazanmak mı? Hele bir aday yapalım gerisi kolay diye mi düşünülüyor?
Akıllarından ne geçiyor bilmek mümkün değil tabii ki; ama muhtemel erken seçimde de, zamanında seçimde de Recep Tayyip Erdoğan Anayasa değişikliği olmadan aday olamaz, olsa da kazanamaz.
