Dünya Sağlık Örgütü DSÖ’den yapılan açıklamaya göre coronavirüs mücadelesinde önlemlerin erken bırakılması, mücadelede en başa dönülmesine neden oluyor; yani o zamana kadar tespit edilen vakaların, uygulanan tedavilerin, hayata döndürülen insanların hiçbir anlamı kalmıyor, salgın yeniden başlıyor. En başa dönüp yeniden vakaları tespit etmeniz gerekiyor, yeniden tedaviler uygulamanız gerekiyor, yeniden insanların hayata döndürülmesi için mücadele vermeniz gerekiyor.

Peki, coronavirüs salgını ile ilgili alınması gereken ve salgın tamamen kontrol altına alınana kadar sürmesi gereken önlemler nelerdir? Bu sorunun cevabını Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman açık şekilde vermiş. Diyor ki; Bizim söylediğimiz toplumsal hareketliliğin ciddi ölçüde yavaşlatılması gerekiyor. Ve katı bir izolasyonun uygulanması gerekiyor. Bunun için de çok ciddi olmak gerekiyor. Biz ne diyoruz, önce tanı test yapacaksınız, ikincisi tanıyı koyacaksınız, üçüncü de tecrit edeceksiniz, dördüncü takip edeceksiniz, beşinci de tedavi edeceksiniz. Bunlar olmadan gerçekten bir salgınla mücadele etmenin imkânı yoktur.
Şimdi, bu sıralanan önlemlerin hangisi ülkemizde alınıyor da, Dünya Sağlık Örgütünün uyarıları dikkate alınarak salgın tamamen kontrol altına alınana kadar sürdürülmeli? Mesela Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’ın yapılması gereken ilk şey olarak dikkat çektiği “Toplumsal hareketliliğin ciddi ölçüde yavaşlatılması” konusu ki bunun adı sokağa çıkma yasağı uygulamasıdır, karantinaya alınan yerler dışında böyle bir uygulama yapıldı mı? Yeterli sayıda tanı testi yapılabiliyor mu? Hasta şüphesi taşıyan kişiler tecrit edilebiliyor mu? Mesela umreden dönen belirli sayıda kişi sözüm ona gözlem altına alındı. Hepsi bir yerde, topluca; yani hasta olması ihtimali olan kişiler tecrit edilmedi, izolasyon sağlanmadı. Eğer birisinde coronavirüs vardıysa şimdi hepsinde var. Sınırlarda gereken önlemler alındı mı? Mesela İran, Suriye sınırından geçişler engellenebildi mi?
Bu gelişmeler işin sağlık boyutu; yani salgının fiziki olarak kontrol altına alınabilmesiyle ilgili gelişmeler ve yarattığı endişeler. Ya toplumsal boyutu ne olacak? Toplum bu mücadelede hükumete güveniyor mu, açıklamalarını samimi, çalışmalarını yeterli buluyor mu? Evinde otururken kendisini ve ailesini güvende ve huzurlu hissedebiliyor mu? Yoksa huzursuz, yarından endişeli, gelişmeleri şüpheyle mi izliyor?
İşimiz zor, gerçekten çok zor. Oysa yapılması gerekenler belli. Dünyadaki salgını önleme çabalarını, özellikle de salgını tamamen kontrol altına alan Çin’i izlemek, bilim adamlarının uyarılarını dikkate almak ve muhalefet partileriyle işbirliği yapmak; yapılacak şey bu. CHP süreci mükemmel yürütüyor. Konunun uzmanlarıyla görüşüp her gün düzenli olarak basın açıklamasıyla kamuoyunu ve hükumeti bilgilendiriyor, yol gösteriyor. Bir anlamda hükumetin yapması gerekenleri yapıyor. CHP’li belediyeler ise ilgili kurumlarla, kişilerle, işletmelerle kısacası halkla birlikte mücadeleyi omuz omuza yürütüyorlar. AKP’nin de, Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu durumdan rahatsız olmasına gerek yok. Tam tersine memnun olması gerekir; çünkü bu salgının üstesinden gelmek devletin işi, hükumetin işi, belediyelerin, muhalefet partilerinin işi değil. Güç ve kudret iktidarda, önemli olan bu gücü, bu kudreti doğru yere, doğru zamanda kullanmaları. Söz konusu ülke, söz konusu toplum, kimsenin bir diğerini ötelemeye, başkalaştırmaya, ayırmaya hakkı yok. Bunu yapan tarih önünde, toplum önünde hesap verir.

