Ne virüs salgını, ne ekonomik kriz, ne de siyasal çöküş etkilemiyor reisi; bildiğini yapıyor. Ne sonunu düşünüyor, ne de sonrasını… Bütün dünya koronavirüs salgınına odaklanmış, devletler tüm kaynaklarını, bütün enerjilerini salgını en az hasarla atlatabilmek için harcarken o sonu belli olmayan hatta büyük risklerle dolu Kanal İstanbul projesine çalışıyor.

Bu ne sorumsuzluk, bu ne aymazlık? İnsanlar can derdinde, işletmeler krizin eşiğinde, toplum adeta travma yaşıyor, o ise rant peşinde. Böyle bir dönemde devletin tüm olanakları insan hayatı için, toplumun geleceği için harcanmak zorundayken, bütün büyük yatırımların durdurulması gerekirken Kanal İstanbul projesi için adımlar atmak İstanbul halkına, bu ülkeye ihanettir.
AKP’de, Recep Tayyip Erdoğan’da, adına cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen ucube sistem de iflas etmiştir. Bunun son kanıtı, bugünkü AKP uygulamalarıdır. Toplumun önünde koronavirüs salgını gibi çok çok önemli bir sorun varken, bir kişi istediği için; yani Recep Tayyip Erdoğan istediği için Kanal İstanbul projesi hayata geçirilmek isteniyor.
Çağdaş, uygar, demokratik bir ülke de böyle bir şey olabilir mi? Henüz salgın kontrol altına alınamamış. Piyasalar ürkek, korkak. İnsanlar virüse yakalanmasam dahi ben nasıl geçineceğim diye düşünürken cumhurbaşkanı, hükumet hiçbir şey yokmuş gibi davranarak Kanal İstanbul projesi için adımlar atıyor. Seçilmiş belediye başkanlarını ya kendi görevden alıyor, ya da YSK’yı devreye sokuyor. Nasılsa millet evlerde kapalı, canının derdinde, benim yaptığım ya da yapacaklarımla ilgilenmez diye düşünüyor herhalde.
Bunun adı fırsatçılıktır. Bunun adı halkına ihanettir. İstanbul riskli bir bölgededir. Koronavirüsün en yoğun olduğu kentte, İstanbul’da personel açığı vardır, hastaneler yetersiz olduğu gibi tıbbi malzeme sıkıntısı yaşandığı biliniyor ve ekonomisi büyük çalkantılara gebe. Şimdi böyle bir durumda Kanal İstanbul projesini hayata geçirmeye çalışmak büyük bir suçtur, gelecekte bunun hesabı sorulur.

