Fazla iyimser olmaya gerek yok

tarafından
508

Bütün dünyayı saran “koronavirüs” salgını yayılmaya ve can almaya devam ediyor. Alınan tedbirler şu an için salgının yayılmasını önlemeye dönük; yani henüz tedavi ya da koronavirüsten korunma için geliştirilmiş bir aşı ya da ilaç yok. Çin, ABD, Rusya, Almanya gibi ülkelerde bir takım önleme ya da tedavi çalışmaları yapıldığı ve önemli bir mesafe kat edildiği açıklanıyor; ancak resmi olarak açıklanmış bir ilaç ya da aşı henüz yok.

Peki, dünya bu konuda ne yapıyor? Nasıl bir mücadele yöntemi izliyor? Ne kadar başarılı? Bu konuda henüz resmi ağızlardan bilimsel açıklamalar yapılmadı, bilinenler sadece basına yansıyanlar, bunlar da ne kadar güvenilir ayrı bir tartışma konusu özellikle de Türk basınına…

Şimdi, basına yapılan açıklamalar doğrultusunda öğrendiklerimizi anımsayalım. Öncelikle hastalığın görüldüğü yer ve kişiler tüm çevresiyle birlikte izole ediliyor ve hızlı test kitleriyle tarama başlatılıyor. Yani koronavirüs varlığı tespit edilen kişi yer ve çevresi ile birlikte karantinaya alınıyor. Daha sonra hızlı bir şekilde testler ve tedavi süreci başlıyor. Tedavi süreci denilen şey; bağışıklık sistemini güçlendirici tedavi ile ve solunum güçlüğü çeken hastalar için solunum desteği hepsi bu. Sadece bu süreci sağlıklı yürütebilmek bile gerekli ekipman gücüne bağlı; yani konuya hakim sağlık personeli, gerekli malzeme,  araç, gereç vs. bağlı.  Virüsten etkilenen insan sayısı arttıkça, virüs ile mücadele gücü de azalıyor. Bütün dünya da olduğu gibi ülkemizde de sokağa çıkmayın uyarıları yapılmasının ana nedeni bu. Öncelikle bu uyarılara kulak vermek gerekiyor. Sonrası sürece bağlı; seçenekler arasında aşı ya da ilaç bulunması ya da virüsün mutasyona uğraması bulunuyor. Ya da virüs bize, biz virüse bağışıklık kazanacak birlikte yaşamayı öğreneceğiz. Şaka değil gerçek bu. Seçenekler arasında bu da var. Virüs etkilediği insanı öldürdüğünde, kendisi de ölüyor, onun için etkilediği insanla birlikte yaşamayı öğreniyor. Şimdi bir örnek verirdim; ama vatan haini ilan edilme riskinden dolayı vazgeçiyorum.

Peki, tüm dünyada uygulanan ve yayılmasını engelleme konusunda başarılı olunan bu yöntem ülkemizde uygulanıyor mu? Hiç sanmıyorum. Hastanelerde sağlık personelinin dahi gerekli malzemeleri bulmakta güçlük çektiği söyleniyor. Karantina araçlarından torpilli kişilerin alındığını, umreden dönen hacı kafilesinin karantinaya alınmadığını, alınanlardan da karantinadan kaçtığını yazmak dahi istemiyorum. Suriye, İran, Irak sınırlarımızdan kontrolsüz gelen, giden insanları hiç saymıyorum. Sağlık bakanının yaptığı son açıklama ise durumun vahametini ortaya koyuyor “Virüs şu an bütün ülkeye yayılmış durumda” .

Evet, maalesef durum bu, fazla iyimser olamayacak kadar ciddi. Ve şu anda vatandaş olarak yapılabilecek tek şey kendimizi ve ailemizi yaşadığımız çevreden izole etmek; yani kendi kendimize karantina uygulamak. Mümkün olduğunca evden çıkmamak, çıkmak gerekirse de önlem alarak çıkmak. Misafirliğe gitmemek, misafir kabul etmemek, özellikle de evinde yaşlı ve çocuklar bulunan, kronik rahatsızlıkları bulunan insanlar uyarılara kesinlikle uymalı.

Peki, sonra ne olacak? Hadi kendimizi ve ailemizi izole ettik, sonrası? Ne yiyecek, ne içeceğiz? Nasıl geçineceğiz, zorunlu harcamalarımız ne olacak? İşten çıkarılanlar var. Ücretsiz izne ayrılanlar var. İşsizler var. Onlar ne olacak?

Hah işte burada devletin devreye girmesi gerekiyor; çünkü devlet bunun için var. Hani diyorlardı ya milli gelirimiz şu kadar arttı, bu kadar arttı. Devletimiz söyle güçlü, böyle güçlü. İMF bizden borç istiyor vs. İşte o gücü göstermenin tam zamanı. Artan milli gelirin millete harcanmasının tam zamanı. Büyüyen ekonomimizin kaynaklarının vatandaşa harcanmasının tam zamanı… Hadi görelim ne kadar büyükmüş devletimiz? Ne kadar güçlüymüş ekonomimiz? Ne kadar milletin hizmetkârıymış 19 yıllık hükumet?  

Bu süreç bir şekilde geçecek, iyi ya da kötü.  Zamanı durdurmak mümkün değil. Bu süreçle birlikte birçok gerçekte ortaya çıkacak. Gerçekten güçlü bir devlet miyiz? Gerçekten güçlü bir ekonomimiz mi var? Gerçekten milletine hizmetkâr olma anlayışında bir hükumet mi var yoksa… Neyse şimdi başımızı derde sokmayalım. İyi düşünelim, iyi olsun derler ya  öyle yapalım; ama fazla da iyimser olmayalım.  Bu süreç bugünden yarına bitmeyecek…