AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile AKP zihniyetinin dara düştüklerinde hatırladıkları ilk şey nedense Mustafa Kemal Atatürk oluyor. Hani derler ya “ İyi gününde yerer, kötü gününde över “ diye, aynen o durum.
Biraz nefes aldıklarında ya da bir şeyler düzelmeye başladığında “ Biz” diye söze başlar “Onlar” diye devam ederler. “ Biz ve onlar” diye kastettikleri de her zaman AKP iktidarları dönemi ile Cumhuriyet dönemi karşılaştırmaları olur. Ve her zaman gerek tarihi olaylar gerekse siyasi kişilikler üzerinden cumhuriyet dönemini, Atatürk dönemini eleştirir, çoğu zaman da eleştiri sınırlarını aşan saldırılarda bulunurlar.
Ancak işler sarpa sardı mı can havliyle “Mustafa Kemal Atatürk’e “ sarılırlar. 15 Temmuzda olduğu gibi. Hatırlayın AKP Genel Merkez Binasına nasıl da devasa Atatürk afişi asılmıştı? Nasıl da konuşmalarının ilk sözleri Atatürk olmuştu?
Şimdi yine Atatürk’ü anmaya, O’na atıfta bulunmaya başladılar. Neymiş efendim? Atatürk 1. Dünya Savaşında Çanakkale cephesinde “Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum.” demiş…
Şimdi ,”Be hey cahil !”diyeceksin olmayacak. Bir ulusun, ulusal kurtuluş mücadelesi verdiği, vatan savunması yaptığı bir muhabere ile komşu ülkede ki şeriatçı terör örgütlerini koruma mücadelesini nasıl aynı kefeye koyarsın? Sen kim, Mustafa Kemal Atatürk kim? Çanakkale savaşı neyin savaşıydı, Suriye’deki savaş neyin savaşı, diyeceksin olmayacak…
Suriye’de işler sarpa sarıyor. Suriye’ye ait iki savaş uçağının düşürülmesinde sonra İdlib ve çevresinin hava sahası tamamen uçuşlara kapatıldı. Suriye ordusu yeniden hareketlendi ve ilerliyor. Soçi anlaşması ile oluşturulan TSK gözlem noktaları tamamen Suriye ordusunun denetimi altında olan bölgelerde; yani bir anlamda Suriye ordusunun kuşatması altında. Suriye ve Rusya Soçi anlaşmasına bağlıyız, Türkiye’de bağlı kaldığı sürece sorun yok; ama Türkiye Soçi anlaşmasının şartlarına uymazsa TSK’nın gözlem noktaları hakkında güvence veremeyiz, diyorlar. Bu da açık tehdit demektir. Türkiye şeriatçı terör örgütleriyle bağlantısını, desteğini kesmez, bu noktalardan teröristlere destek sağlamaya devam ederse vururuz demektir.
Suriye kararlıyız terör örgütlerini İdlib’den temizleyeceğiz diyor. Rusya Suriye’nin terörle mücadelesi haklı ve meşrudur yanındayız, sonuna kadar destekliyoruz diyor. Bizimkiler ise hala olayın ciddiyetinin farkında değiller. Son bir ayda İdlib’de açıklanan 54 askerimiz şehit oldu, olayın ciddiyetini anlamak için daha ne kadar canımız yanacak, daha ne kadar Mehmetçik hayatını kaybedecek?
AB, Türkiye’nin sınır kapılarını mültecilere açması şantajdır, kabul edilemez, sorunun çözümü bu değil, diyor. Almanya tepkili, İtalya, Fransa, Yunanistan tepkili, ABD, NATO Türk hükumetine hava savunma sistemi vermemiz söz konusu değil dedi? Ne olacak şimdi?
Suriye derken, İran, Rusya derken şimdi de AB’yi karşımıza aldık. ABD, NATO Suriye ile savaşırsan bize güvenme dedi. Hadi bakalım, nasıl çıkılacak bu işin içinden? Daha bu işin BM’si var, Çin’i var. Bu iş öyle “ Bay Kemal” diye çıkışmaya, sıkıştığında Genel Merkez Binasına Atatürk afişleri asmaya benzemez. Durum düşünüldüğünden çok daha tehlikeli…
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan artık gerçekleri görmeli, macera aramaya çalışmaktan vazgeçmelidir. Ve unutmamalıdır, orada şehit olan ve olacak olan Mehmetçiklerimizin sorumluluğu kendisine aittir.
