Hukuksuz bir biçimde görevlerinden ihraç edildikleri iddiasıyla 137 gün önce açlık grevine başlayan Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA’nın durumlarını protesto etmek, yanındayız mesajı vermek için bir araya gelen insanların başına, tıpkı Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA’nın başına gelenler gibi en olmadık şeyler geliyor. Kimi zaman iki kişinin üzerine TOMA sürülüyor, kimi zaman insanlar yerlerde sürükleniyor, kimi zaman da aleni bir şekilde milyonların gözü önünde kolları kırılıyor. Gözaltına alınma, terör örgütü üyesi olmakla suçlanmak da cabası.
Nedir bu öfke, nedir bu kin? Dünyanın belki de en masum, en saf talebi değil midir “ işimizi istiyoruz” demek? Bunun için insanlar terör örgütü üyesi olmakla suçlanarak cezaevlerine atılır mı? Bu duruma karşı çıkan, protesto eden insanların Üzerlerine TOMA’lar sürülür, milyonların gözü önünde kolları kırılır mı? Yazık değil mi? Günah değil mi bu insanlara?
Önceki gün Güvenpark’ta toplanan bir grup insan, sağlık durumları kötüye giden Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA’nın durumuna dikkat çekmek istedi; başlarına gelen ise ağır darp ve gözaltı. Gazetelerde, özellikle sosyal medyada yayınlanan görüntülerde görülen kafası kırılmış, gözleri morarmış, yüzleri parçalanmış insanların durumu içler acısı. Bu insanların arasında Ankara Barosu’na bağlı avukatlar da var. Durun, biz avukatız, insanlar yasal haklarını kullanıyorlar, bu şekilde davranamazsınız demeleri polisleri daha çok öfkelendirmiş olacak ki, en ağır darba uğrayanlar avukatlar; üstelik hala emniyette gözaltındalar.
Siyasi iradeyi arkasına almayan polis bu şekilde davranamaz. Başka bir deyişle siyasi iradenin talimatı olmadan polis bu şekilde davranamaz. Her şey kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşiyor. Karşı koyma yok. Direnme yok. Saldırı yok. Öyleyse bu kin neden, bu öfke neden?
