Evet, yanlış okumadınız; Başbakan Binali Yıldırım hiç vakit geçirmeden “aktif olarak darbeye katılmak “ suçundan tutuklanmalıdır; ama öncelikle tekbir getirerek tankların üzerine yürüyen, tankları tek yumrukta durduran, savaş uçaklarını yakalamak için yüksek binalara çıkan, bunlardan hiç birini yapamayınca da silahsız askerlerin boynunu kesen demokrasi âşıklarının önüne atılmalıdır. Ellerinden sağ salim kurtulursa soruşturmalara başlanmalı ve hâkim huzuruna çıkarılmalıdır. Tabii ki uzun bir süre ne olduğunu, ne olacağını bilmeden ailesine, çevresine, topluma darbeci hain olarak tanıtılmalı; iddianame dahi hazırlanmadan aylarca cezaevinde bekletilmeli bu arada da yerine atanan başbakan tarafından “ hak ettikleri cezaları en ağır şekilde alacaklar diye de tehdit edilmelidir. Ayrıca kendisine selam veren herkes darbeci ilan edilmeli ki; kimse bir darbeciye sahip çıkma cesaretini gösteremesin. Birde bütün bunlar demokrasi bayramımıza denk gelen 15 Temmuz günü yapılmalı ki; darbeci hainlere ibret olsun…
Neden şaşırdınız; 15 Temmuz günü okullarından tatbikat var hazırlanın diyerek Boğaziçi Köprüsü’ne götürülen Hava Harp Okulu öğrencilerinin başına bunlar gelmedi mi? Günler sonra morglarda tanınmaz halde cesetleri bulunmadı mı? Şu an ne olduğunu, ne olacağını bilmeden haklarında iddianame dahi hazırlanmadan cezaevlerinde yatan askeri öğrenciler yok mu? Üstüne üstlük okullarından atılarak vatan haini ilan edilmediler mi? Ne farkı var; Başbakan Binali Yıldırım’ın bu askeri öğrencilerden? Üstelikte 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen basit bir darbe girişimiydi; yani darbe gerçekleşmedi, hukuki deyimle suç sübut bulmadı.
Peki, Başbakan Binali Yıldırım’ın suçu nasıl oluştu? Aslında durum bilinmiyordu, kendisi itiraf etmeseydi bilinmeyecekti de… Gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldiği bir sıra kendisi itiraf etmiş. İtirafında diyor ki; 12 Eylül 1980 darbesi sırasında Karamürsel’de askerdim. Gazetelerin genel yayın yönetmenleri ya korkudan soramamış ya da akıl edememişler; ama muhtemelen yedek subaydı.
12 Eylül Askeri darbesi suç olarak tescillenip, darbenin lideri Kenan Evren başta olmak üzere tüm generaller yargılanmadı mı? Daha doğrusu yargılanmalarına başlanmadı mı? ( Bir kısmı hayatta olmadığı için yargılanamadı, bir kısmı da yargılama sırasında hayatını kaybettiği için davalar düştü.)
Şimdi, bugün Boğaziçi Köprüsü ya da başka bir yere emirle çıkan ve hayatta kalan er ve erbaşlar, subaylar, astsubaylar darbeci oldukları iddiasıyla tutuklu değiller mi? Peki, o gün; yani 12 Eylül 1980 darbesinde aktif olarak görev alan Başbakan Binali Yıldırım neden başbakanlık koltuğunda oturuyor? O bir fiil darbede aktif görev yapan subaymış ( muhtemelen) o 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında işlenen suçlardan sorumlu değil mi? İsterseniz şöyle bir hafızamızı yoklayalım 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında ülkede neler olmuştu?
650.000 kişi gözaltına alındı, 1.683.000 kişi fişlendi, 210,000 dava açıldı, sıkıyönetim mahkemelerinde 230.000 kişi yargılandı, 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 388.000 kişinin pasaport alması engellendi, 23.700 dernek faaliyetten men edildi, 14 tutuklu açlık grevinde öldü, 16 tutuklu kaçma girişimi sırasında vuruldu,74 kişi çatışmalarda öldürüldü, 43 tutuklu intihar etti, 171 kişi işkencede öldü…
Gördüğünüz gibi 12 Eylül darbe döneminin suç listesi uzadıkça uzuyor. Başbakan Binali Yıldırım bu dönem Karamürsel’de yedek subay ( muhtemelen) olduğunu itiraf ederken uzayıp giden bu suçların ortağı olduğunu da itiraf etmiş olmuyor mu?
Yok, ben emir kuluydum derse peki, bugün tutuklu askeri öğrenciler, erler, erbaşlar, subay, astsubayların günahı ne, onlar da emir kulu değil mi?
