Bir ülke düşünün ki siyasetçi ( hükümet kanadı da dâhil) yargıdan şikâyetçi, bürokrat yargıdan şikâyetçi, yargı yargıdan şikâyetçi, vatandaş hepsinden şikâyetçi. Böyle bir durumda haklı kim olur ? Eleştirilen hatta suçlanan yargı mı? Onları eleştiren siyasetçiler mi, bürokratlar mı, yargı mensupları mı, vatandaşlar mı? Hangisi ya da hangileri?
Ya da soruyu tersten soralım; suçlu kim? Eleştirilen, suçlanan yargı mı? O yargıyı şekillendiren ( şimdilik dolaylı) siyasetçiler mi ( hükümet)? Eleştirilen yargı kararlarını oluşturan yargı mensupları mı? Yasaları uygulamaktan korkan bürokratlar mı? Yoksa o siyasetçileri iş başına getiren vatandaşlar mı? Hangisi ya da hangileri haklı ya da hangisi, hangileri suçlu? Cevap vermek zor gibi görülüyor değil mi; kim ya da kimlerin haklı, kim ya da kimlerin suçlu olduğu sorusuna (!) Aslında sorulan soruya cevap vermek çok kolay daha doğrusu gelişmiş, çağdaş, demokratik hukuk devletlerinde cevap vermek çok kolay, bizim ülkemizde değil.
Çünkü gelişmiş, çağdaş, demokratik hukuk devletlerinde bireyler yargı kararlarının bağımsız ve adil olduğuna inanır, yargı kararlarına saygı gösterirler; çünkü gelişmiş çağdaş hukuk devletlerinin güvencesi yasalardır, yasaların güvencesi de devlettir, devletin kurumlarıdır. Yargı kararlarını önüne gelen, aklına geldiği gibi eleştiremez. Yargı mensupları yargıdan şikâyetçi olamaz; çünkü kendisi görevini yapmıyor durumuna düşer. Siyasetçi şikâyetçi olamaz; çünkü yargıya müdahale etmiş olur. Bürokrat şikâyet edemez; çünkü yasaları uygulamıyor olur. Vatandaş şikâyetçi olamaz; çünkü özgür ortamda, demokratik koşullarda yaptığı tercihin yanlış olduğunu kabul etmiş olur.
Gelelim sorunun bizim ülkemiz açısından cevabına. Herkes suçludur. Bağımlı, taraflı görüntü verdiği için yargı. Yasaları uygulamadığı için bürokratlar. Yargıya müdahale ettiği için siyasetçiler. Ve bütün olan bitene seyirci kalan vatandaşlar. Evet, suç bir olmadığı gibi suçlu da bir kişi ya da kurum değil. Herkes, hepimiz, hep birlikte suçluyuz.

