Bolca ve uzun süreli tartışmalara konu olacak başarısız darbe girişimi sonrası birçok şey gözler önüne serildi. Bunların içerisinde ön plana çıkanları ikiyüzlülük, demagoji, hamaset söylemleri, yalan ve iftira şeklinde sıralayabiliriz.
Evet, ne yazık ki sıralamanın en başında ikiyüzlülük geliyor. Örneğin darbe girişiminin silahlı kuvvetler tarafından etkisizleştirilmeye başlandığı andan itibaren cumhurbaşkanının milli irade, demokrasiye sahip çıkmak gibi söylemlerle halkı sokaklara davet etmesi.
Hatırlayın demokratik hak, evrensel hukuk, bağımsız yargı talepleriyle meydanlara çıkarak, beklentilerini yüksek sesle haykıran insanların üzerlerine TOMA’ları süren, meydanlardaki kitlelerin üzerlerine kurşun yağdıran Polisi ” destan yazdılar ” diyerek destek olan bizzat cumhurbaşkanının kendisi değil miydi?
Bugün Paralel Devlet Yapılanması suçlamasıyla açığa alınan yargı mensuplarının yürüttüğü sözde darbe mahkemelerinin soruşturmaları/ yargılamaları sırasında “bu soruşturmaların, yürütülen bu davaların savcısı benim” demiyor muydu?
Bugün darbeye kalkışan rütbeli subayların önünün açan, yüksek rütbeler almasını, kritik görevlere getirilmesini sağlayan kendisi değil mi?
Fetöcü diye bilinen şahısların kamu hizmetlerinin her alanında önemli görevler almalarını sağlayan kendisi değil miydi? Merkezi sınav sisteminin sınav soruları çalındığında, kopya çekildiğinde ” ben şahsen ikna oldum, kopya yok” diyen kendi bakanı, kendisinin seçtirdiği YÖK başkanı değil miydi?
Ne çabuk unutuldu muhterem bir kişiliktir, ülkeye büyük hizmetleri olmuştur, olmaya da devam ediyor demiyor muydu?
Yok, yok artık! Yeter bu kadar ikiyüzlülük! Yeter artık bu kadar demagoji. Gerek cumhurbaşkanı, gerekse AKP hükumeti bugün yaşanılan darbe girişiminin sorumluluğundan demagoji yaparak, hamaset söylemleri geliştirerek kurtulamaz.
Bir insanın evinde beslediği köpek başka insanlara zarar vermişse, o insan en az o köpek kadar sorumludur; hukuken de, vicdanen de. Ben köpeğimi asacağım, keseceğim diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Yok öyle yağma!

