
Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal çöküşün baş mimarı, antidemokratik uygulamaların yılmaz savunucusu, ucube sistemin hazırlayıcısı, kollayıcısı ve koruyucusu, AKP’nin, Recep Tayyip Erdoğan’ın borazancı başı sözde Atatürk Milliyetçisi Devlet Bahçeli, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Atatürk’e lanet okurken herhangi bir rahatsızlık duymazken, TTB’nin “ Yönetemiyorsunuz, ölüyoruz, tükeniyoruz” sloganından rahatsız olmuş.
Öyle rahatsız olmuş ki; TTB’nin geriye dönük tüm faaliyetleri incelenmeli, haklarında işlem yapılarak kapatılmalıdır, demiş. Türk Tabipler Birliği’nin gerek geriye dönük faaliyetleri, gerekse bugünkü faaliyetleri incelendiğinde görülecek tek şey “ Onurlu bir geçmiştir” . Hekimlik yeminine bağlı kalarak, tüm tehditlere, tüm saldırılara, tüm baskılara rağmen korkusuzca mesleğini icra etmektir. Tabii bu kavramlar Devlet Bahçeli’nin uzak olduğu kavramlar olduğu için Türk Tabipler Birliği’ni anlamasını, saygı duymasını, sahip çıkmasını beklemiyoruz. Beklemiyoruz; ama Türk Tabipler Birliği’ni hedef almasına, suçlamasına da sessiz kalamayız.
Türk Tabipler Birliği doğru olanı yapmış, gerçekleri dile getirmiştir. Türkiye yönetilemiyor ve bunun acısını ne yazık ki halkla birlikte hekimler ve sağlık çalışanları çekiyor. İnsanüstü bir çaba ile Covid-19 salgınına direnen hekimlerin, sağlık çalışanlarının sesine kulak verilmiyor, uyarıları dikkate alınmıyor; sonuç ortada. Salgın hızla kontrol edilemez noktalara gidiyor. Devlet Bahçeli ne yapıyor? TTB’nin sesine kulak vermek yerine, her zamanki gibi hükümetin borazancılığına soyunuyor, TTB’ye saldırıyor. Şaşırdık mı? Hayır!
Türk Tabipler Birliği yalnız değildir. Karşı karşıya kaldığı saldırı da ilk değildir. TTB ne zaman gerçekleri haykırsa egemen güçlerin hedefi olmuştur; her zaman da dik durmasını, ayakta kalmasını, saldırıları bertaraf etmesini bilmiştir. Yine öyle olacak. TTB onurla görevini sürdürecek, Devlet Bahçeli de bu haksız, anlamsız hatta seviyesiz çıkışıyla hatırlanacaktır.
