Yaratılmaya çalışılan “algı dünyasındaki” kahramanlık öyküleriyle sorumluluklarından kurtulmaya çalışan” 15 Temmuz 2016’nın gerçek suçluları” tarih önünde hesap verecektir elbet;hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
15 Temmuz günü yaşanan sözde darbe girişimi ile kaybedilen sivil,asker ve polislerimizin hüzünlü yaşam öyküleri, gazilerimizin içinde bulunduğu ruhsal ve fiziksel durum hepimizin yüreğini yakıyor. 15 Temmuz günü hayatını kaybeden ya da yaralanan insanlarımıza üzülmemek, kahrolmamak mümkün değil. Hayatlarını kaybeden insanlara her zaman olduğu gibi yeniden Allah’tan rahmet diliyorum, yaralananlara da kalan yaşamlarında kolaylıklar dilerim.
15 Temmuz 2016’nın gerçek sorumlularını anlayamadığımız sürece benzer acıları yaşamamız kaçınılmaz olur. Gerçek sorumluları ya da görünürdeki sorumluların ortaklarını anlayabilmek için 15 Temmuz 2016 öncesi, 15 Temmuz 2016 ve 15 Temmuz 2016 sonrasına bakmak ,değerlendirmek gerekiyor.
Öncelikle kim bu Fettullah Gülen? Ne yapmak istedi? Ne zaman ,nasıl bu güce oluştu? 14 Yıllık AKP Hükümeti ile ilişkileri ne düzeyde gerçekleşti? Devletin kurumları nasıl oldu da bu örgüt tarafından ele geçirildi? Nasıl oldu da bu adamın kirli mendilini kutsal diye cebinde taşıyan beyinsizler TSK bünyesinde general rütbesine ulaşabildi ?
Öyle ya , bir günde paraşütle TSK içerisine FETÖ’cü subay astsubaylar indirilerek darbe girişimi başlatılmadı. Yaşanan bir süreçtir, hem de planlı bir süreçtir. Bu plan iktidarın bilgisi dışında mı gelişti yoksa ortak planlanan bir süreçte , birileri planları mı bozdu mu? Son 13-15 yılın gelişmelerini izleyen herkes bu sorunun ya da bu soruların cevabını net bir şekilde verebilir. Söylenen son sözleri hatırlayın ” beraber yürüdük biz bu yollarda”…” ne istediniz de vermedik?”… “Allah af etsin yanıldık”…
Diyelim ki; itiraflar samimi ( asla yeterli değil) ,diyelim ki; 17 /25 Aralık sürecinde gerçek yüzleri fark edildi( inandırıcı değil) ,diyelim ki; 15 Temmuz FETÖ’ye karşı demokrasi direnişiydi her şey tamam. Peki, devletin tüm kurumları görev başındayken özellikle silahlı kuvvetler kendi bünyesinde bu hain girişimi bertaraf etmek üzere iken hatta bertaraf etmişken halk neden sokağa çağrıldı? En küçük bir hırsızlık operasyonunda dahi siviller olay yerinden uzaklaştırılarak çevre güvenliği sağlanırken ,böylesine büyük bir suç şebekesine karşı operasyonlar devam ederken ,insanlar neden silahların üzerine salındı? Böyle bir şeye gerek varmıydı? Sonuç itibarıyla girişim üzücü can kayıplarımızla, yaralılarımızla engellendi; sözde demokrasi direnişi kazanıldı(!)
Peki ,sonra ne oldu? 15 Temmuz darbe girişimi demokrasiye karşıydı, insan haklarına karşıydı, birliğimize karşıydı öyle değil mi? Söylenenlere bakılırsa demokrasi kazandı,insan hakları kazandı, birliğimiz kazandı değil mi?
Biraz samimi olalım ; ülke o günden beri Olağan Üstü Hal Kanunları ile yönetiliyor; yani demokrasi askıya alınmış durumda. Hani 15 Temmuz’da demokrasi kazanmıştı? Yüz binlerce insan OHAL kararlarıyla haksız yere işlerinden çıkarıldıklarını, meslekten atıldıklarını iddia ediyor. Hani insan hakları kazanmıştı? Milyonlarca insan ” Adalet” diye sokaklara döküldü. Bir o kadar insan da onlara karşı adeta kışkırtıldı. Hani birliğimiz ,hani beraberliğimiz kazanmıştı? Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu amasız,lakinsiz herkes için adalet diye yürüyor; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan biz istemezsek yürüyemezdiniz diyor. Hani esarete karşı özgürlük kazanmıştı 15 Temmuz 2016’da ? Bir de demokrasi nöbeti tutulacakmış cumhurbaşkanının çağrısıyla; ne dersiniz demokrasinin ruhuna fatiha okunmadı mı aslında, 15 Temmuz 2016’da?
