Bir vakıf düşünün ki; bağlantılı olduğu kişiler sözde korumaları altında olan 45 erkek çocuğa taciz ve tecavüzde bulunuyor. ( Bilinen…) Üstelikte ramazan ayında oruç tutmuyor diye birçok insanın dışlandığı, hor görüldüğü hatta saldırıya uğradığı bir şehirde; yani dini inançları güçlü, ibadetlerine bağlı insanların yoğun olduğu bir şehirde…
Normal koşullarda bu vakfın, bu şehirde hatta bu ülkede geleceği ne olurdu? Ya da ne olması gerekirdi? Vakıf tüm geçmişiyle, ilişkide olduğu kurumlarla, bağlantılı olduğu insanlarla, sözde yardım ettiği, koruyup kolladığı çocuklarla birlikte mercek altına alınıp en ince ayrıntısına kadar incelenmesi ve sonuçların kamuoyuna açıklanması gerekmez miydi? Peki, ne oldu? Soruşturma için gizlilik kararı alındı. Konu örtbas edilmeye çalışıldı. Dönemin aileden sorumlu kadın bakanı vakfın adeta avukatlığını üstlendi. Şu ana kadar da kamuoyuna konu ile ilgili ciddi, inanılır bir açıklama yapılmadı.
Ensar Vakfı’ndan bahsediyorum. Hani şu Karaman’da 9 -10 yaşlarındaki 45 erkek çocuğa taciz ve tecavüz olayına adı karışan vakıf… Yakın zamanda genel kurul düzenledi. Bu vakfın; yani adı taciz ve tecavüzlerle özdeşleşen vakfın genel kuruluna bu ülkenin cumhurbaşkanı katıldı, söz aldı ve konuştu:
Sevgi, sevda işidir. İnsan yetiştirmek her şeyden önce inanç, adanmışlık, sabır ve süreklilik gerektirir. Her imkanımız var, tek eksiğimiz hizmete dönüştürecek adanmışlardır. Dilimizden tarihimize kadar pek çok alanda ecdadımıza ve kültürümüze duyulan husumetin ürünü bir yaklaşımla hazırlanmış olan müfredatlar daha yeni yeni değişiyor. Hala en etkin yerlerde ülkesine ve milletine yabancı zihniyette kişilerin bulunduğunu biliyorum. Dün hedefimiz bir avuç birikimli nesil yetiştirmekti, bugün ise hedeflerimiz çok çok farklıdır. Elimizde böyle bir imkân varken hala pek çok yeri boş bırakıyor olmamız aklın kabul edebileceği bir durum değildir. Bu konuda Ensar Vakfımıza çok büyük görevler düşüyor. Biz 80 milyon insanın tamamına ulaşmayı hedefleyen bir hareketiz, bunun farkında olmamız gerekir. Bizi birçok şeyler aldatmamalı. Umudunu bize bağlamış milyonlarca mazlumun sorumluluğunun üzerimizde olduğunu unutmamalıyız. Bizim sınırlarımız 780 bin kilometre değildir. Başka türlü davranma şansımız yoktur.
Okurken midem bulandı…
