Ana muhalefet ile muhalefet partilerinin cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yanlış yöntem ile belirlediği, yanlış aday sonucu yıldızı parlayan Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı oy oranı sonrasında, girdiği ilk genel seçimde, seçim tarihinin en yüksek oy oranına ulaşarak barajı aşması, siyasi kariyerine oldukça önemli bir değer kattı.
Selahattin Demirtaş’lı HDP’nin böylesine yüksek oy oranına ulaşarak seçim barajını aşmasındaki en önemli etken kuşkusuz ki dile getirdiği ( getirdikleri) Türkiye partisi olma, barış ve birlik söylemleriydi. Ana muhalefet ile muhalefet partilerinin genel seçimde yeterli oy oranına ulaşamayacağını düşünen önemli bir kitle ki; bunlara sosyal demokratların, sosyalistlerin, komünistlerin bir kısmı da dahil olmak üzere birlikte, barış içinde, demokratik bir Türkiye özlemiyle HDP dedi, HDP’nin yanında yer aldı; HDP’ye oy verdi.
Seçim sürecinde Selahattin Demirtaş İle HDP’li milletvekiller ,gerçekten de söylemlerine çok büyük bir özveri ile canları pahasına sahip çıktılar. Gerek derin devlet yapılarının gerekse PKK’nın provokasyonlarına karşı hayatlarını ortaya koyarak direndiler. Bir çok yerde kendilerine inanan halk kitleleriyle birlikte, PKK ile devlet güçleri arasındaki çatışmalara siper oldular, kurşunların önüne geçtiler. Bazı bölgelerde çatışmanın tam ortasına, çatışmaya engel olabilmek için giren bazı HDP’li yöneticilerin hayatlarını kaybetmesine şahit olduk. Yaşanan bu sürece saygı duymamak mümkün değil.
Peki, seçim sonrasında ne oldu? Ne yazık ki PKK’nın ve derin devletin provokasyonlarına daha fazla dayanamadı, safını belirledi. Barış, birlikte, demokratik Türkiye söylemini bir kenara bırakarak PKK söylemlerine sahip çıkmaya başladı. Bir yandan hendek kazmaları tasvip etmiyoruz derken diğer yandan direnişler mücadelemize ışık tutacak dedi. Bir yandan akan kan durmalı derken, diğer yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a; var mısın iddiaya bu şekilde PKK’yı bitiremezsin diyerek adeta süreci daha da ileri düzeyde provoke etti. Devlet güçleri soykırım yapıyor derken, eli silahlı PKK militanlarının döşediği mayınları, bombaları görmezden geldi, Şehit edilen iki yüz elliden fazla askeri, polisi yok saydı. Bu arada her gün tehditler savuran, şu kadar işgalci düşman askeri öldürüldü, bu kadar sömürgeci devletin polisi etkisiz hale getirildi diye açıklamalar yapan KCK, PKK sözcülerine kulaklarını tıkadı.
Sonuç ne mi oldu? AKP’nin Recep Tayyip Erdoğan’ın eli güçlendirildi. Olan Kürt halkına oldu. Olan yöre insanına oldu. Bugün gelinen noktada Abdullah Öcalan dahi yanlış yaptılar, ben müzakere süreci yürütürken onlar nasıl müzakere bitti diyebilirler dedi. Hatta daha da ileri giderek Recep Tayyip Erdoğan’a nasıl diktatör dersiniz dedi. Yani uğruna oluk oluk kan döktükleri önderlikleri ( Apo) dahi süreçte Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıktı, PKK’yı ve hendek kararlarını dışladı,tavır koydu; yani HDP’nin hem yapıp, hem yapamadığını yaptı.
Peki, bunca insanın hayatı ne olacak? Akan kanın, yıkılan yuvaların hesabını kim verecek? Baştan beri bu kirli savaşın içinde olan, sözde süreç yöneten, sözde süreci bozan, ülkeyi kan gölüne çeviren herkes. Tek tek isim vermeme gerek var mı?

