Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AB Komisyonu Başkanı Junker ile yaptığı” mülteci krizi “konulu görüşmenin tutanaklarının basın kuruluşlarına servis edilmesi, üstelikte Juncker’in ” kendimi aldatılmış sayıyorum” ifadesinin dramatik bir yüz ifadesiyle birinci sayfadan haber geçilmesi oldukça düşündürücü.
Öncelikle zamanlaması oldukça manidar, “içeriği” haberin başlığında kullanılan cümleler ile çelişkili, amacı ise şaibeli.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AB üst düzey yetkilileri Jean Claude Juncker ile Donalt Tusk arasında 2014 ekiminde gerçekleşen görüşmenin basına sızdırılmasının altında yatan nedenin Jean Claude Juncker’in aldatılmışlık duygusunun yarattığı psikolojik buhran olmadığı çok açık. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı uluslararası alanda güvenilmez bir devlet adamı olarak deşifre etmek olmadığı da ortada. Basına sızdırılan tutanağın içeriğini incelediğinde iç siyasette itibar kaybettirmek olmadığı da görülüyor. Öyleyse amaç nedir sorusunun cevabını düşünmek gerekiyor. Durup dururken AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker sözde dünyanın haberdar olmadığı(!) böyle bir pazarlığın tutanaklarını basına neden sızdırdı?
ABD’nin tüm kararlarını adeta ayakta alkışlayan, planlarını hayata geçirmesi konusunda rol kapmak için birbirleriyle yarışan AB ülkeleri, ABD’nin Ortadoğu planlarının bir parçası olarak gördüğü Suriye’de rejim ve yönetim değişikliği hedefinin, Rusya’nın direk konunun tarafı/muhatabı olması nedeniyle çöktüğünü görmesiyle, baştan itibaren başrol oynamaya çalışan Türkiye’nin sadık liderinin bölgede tamamen etkisizleşmesini, güç kaybetmesini engellemeye dönük bir davranış olarak değerlendirmek mümkün.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü ülke, güçlü lider, sürekli istikrar sloganıyla “başkanlık sistemi” çalışmalarına başladığını ilan etmiş olması bu düşünceyi destekliyor. AB ve ABD’ye sadık bir liderin öncelikle, seçimi kazanması( desteklediği lider, parti) gerektiğini düşünen AB, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “AB İlerleme Raporunu” seçimden sonra yayınlayın talebini hiç düşünmeden kabul etmiş olma ihtimali yüksek. Böylece ” başkanlık sistemine geçiş” çalışmasını resmen başlattığını ilan eden Recep Tayyip Erdoğan’ın elini güçlendireceğini düşünmüş olabilir.
Ortadoğu’da yalnızlaşmış, komşuları İran, Irak, Rusya ile bağları kopma noktasına gelmiş, üstelikte içerde “Kürt sorunu” karmakarışık bir hal almış, siyasi gücü her gün biraz daha azalan müttefik ülkenin sadık lideri ne AB’nin, ne de ABD’nin işine gelmez. Kısacası yeni bir “one münite” olayı diyelim. Başka izahı yok gibi görülüyor.

