Diyarbakır’da yaşanan üzücü olaydan hemen sonra beklenen çevrelerden, bildik açıklamalar peş peşe gelmeye başladı. Taraflar her zaman olduğu gibi sormadan, sorgulamadan hatta düşünmeden konuşmaya, yazmaya başladılar. Kimisi katil devlet dedi, kimisi katil terör örgütü PKK’dır dedi. Çok azı da öldürenlerin ne önemi var; ölenler öldükten sonra dedi.
Aslına bakarsanız hepsinin söylediklerinde biraz doğruluk payı var. Devletin yıllardır uyguladığı yanlış politikalar, PKK’nın hepten ve baştan beri süregelen yanlış yöntemleri on binlerle ifade edilen can kayıplarına yenilerini ekledi. Bir hukukçu, iki polis memuru… Her üçü de yasa insanı. Her üçü de bir anlamda kanun adamı. Her üçünün de katili yasa tanımazlık, kanun tanımazlık. Her üçü de görev başındaydı. Polisler güvenliği sağlamak adına, hukukçu da, hukukun sağlanması adına, barış adına çağrı yapıyordu kamuoyuna, taraflara ve yetkililere. Öldürüldüler; hukukçu kaza kurşunuyla. Polisler kasten. Katil ya da katilleri gözlerimizin önünde (milyonlarca insanın kameralardan izlediği gibi) kaçıp gittiler, malum yere; olay yerinden metrelerce ötedeki hendeklerin arkasına…
Cenaze töreninde konuşan parti eş genel başkanı diyordu ya; katil devlet değil, devletsizliktir diye. Çok doğru, yerden göğe kadar haklı; katil devlet değil, devletsizlik! Devlet orada olsa, Diyarbakır gibi bir şehirde, güpegündüz onca kalabalığın içinde devletin polisleri şehit edilebilir mi? Sonra o polisleri şehit eden katiller ,hendeklerin arkasına sığınabilir mi? Sahi o hendeklerin ne işi var orada? Olay yeri inceleme ekibine roketatarlarla saldırarak araştırma, inceleme, delil toplama görevini yaptırmayan hendeklerin ardındaki kişiler, kim onlar? Devlet olsa, olurlar mı orada? Eş genel başkan haklı; katil devlet değil, her üçünün de katili devletsizlik…
Yalnız haksız olduğu konular da var eş genel başkanın. Her ne kadar can kayıplarından dolayı acıyı yüreğinde hissetmeyen bir yönetim var ise de Ankara’da; özellikle de tüm samimiyetiyle barış için mücadele eden, her tür şiddete ve teröre karşı olan insanlar kaybedildiğinde kahrolan insanlar da var. Öyle olmasaydı eğer; acılara duyarsız kalan Ankara yönetimi ile bir hukukçu ile aynı gün hatta bir kaç dakika önce kalleşçe katledilen iki polis memurunun adını dahi anmayan eş genel başkanlara katlanabilir miydi bu toplum?
Bu ülke de barış ve huzur sağlanacaksa eğer, her tür şiddete karşı çıkılmalıdır. Bu ülkede birlik, dirlik ve beraberlik sağlanacaksa eğer samimi olunmalıdır. Şiddet nereden ve kimden gelirse gelsin lanetlenmelidir. Karşı durulmalı, mücadele edilmelidir. Bir insanın sadece polis diye, bir insanın sadece asker diye, sadece hâkim, sadece savcı diye ya da sadece sana karşı diye öldürülmesinin adı terördür ve insanlık suçudur. İşkence gibi, yargısız infaz gibi, faili meçhul gibi… İnsanlık suçu işleyenlere göz yumulmamalı, sessiz kalınmamalıdır. Toplumsal barış başka türlü sağlanamaz.
Yeniden şehit edilen iki polisimize, Diyarbakır Baro Başkanımız Tahir Elçi’ye Allahtan Rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Yeniden saldırıları şiddetle kınıyor, yeniden terörü lanetliyorum… Bu toplum bu acıları hak etmiyor.
