Bugün Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmelerin yaratacağı toplumsal travmanın sonuçlarını kestirebilmek gerçekten güç. Neredeyse hemen her gün tekrar etmek zorunda kaldığımız Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasal suç işlediği konusuna, bugünkü iktidar başbakanıyla, bakanlarıyla ortak olmuştur. Kurulan 65. Hükümet yasal olmayan yöntemlerle, anayasaya aykırı bir şekilde bozulan hükümetin yerine yasal olmayan yöntemlerle, anayasaya aykırı bir şekilde atanan hükümet durumundadır; dolayısıyla yasa dışı bir hükümettir.
Bugün sahip olunan meclis çoğunluğundan alınan güç ile atılan fütursuz adımlar sonrasında kurulan hükümet kabinesinin, sarayda cumhurbaşkanı tarafından hazırlanmış olduğunun kamuoyuna yansımış olması kurulan hükümetin yasa dışı olduğu iddiasını doğrular niteliktedir.
Ne başbakan hükümet kabinesini kurma yetkisini cumhurbaşkanına devredebilir, ne de cumhurbaşkanı hükümet kabinesini kurabilir. Cumhurbaşkanı da, başbakan da sürecin ilk aşamasından itibaren zincirleme anayasal suç işlemiştir, işlemeye devam etmektedir. Bunun adı rezalettir. Bunun adı demokrasiyi ve milli iradeyi yok sayarak yasalara, anayasaya meydan okuduğunu ilan etmek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ve onun işleyiş şeklini reddetmektir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde başlatılan ve sürdürülen bu süreçle birlikte yaşanabilecek tüm olumsuzlukların sorumlusunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğu bilinmelidir; ancak yaşanabilecek olumsuzluklara neden olacak tavır ve eylemleri görmezden gelmenin de işlenen suçlara, çanak tutmak olduğu unutulmamalıdır.
Yaşanılan anti demokratik, hukuk dışı, devlet yönetim gelenekleriyle uyuşmayan bu sürecin gelişimine uzun süre seyirci kalmak, bugüne kadar sahip olunan demokratik ve insancıl kazanımlardan tamamen vazgeçmek demek olacağı açıktır. Siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, emek örgütleri, meslek odaları başta demokratik değerler olmak üzere sahip olduğu tüm kazanımları koruma kararlılığını ortaya koyarak toplumsal dönüşümü sağlamak için, mevcut parlamenter sistemi değiştirmeyi hedef seçenlerin heveslerini kursaklarında bırakmalıdır.
Türk toplumu yaşanılan süreci asla hak etmemektedir. Gerçeklerin tüm çıplaklığıyla kamuoyuna anlatılması durumunda, masum eylem ve söylemlerin arkasında yatan gerçeğin sistem değişikliği yoluyla toplumun dönüştürülmesi olduğu gerçeğini görecek ve buna asla müsaade etmeyecektir. Bu toplumun sağduyusuna inanmak, cumhuriyet kazanımlarına ve Atatürk devrimlerine olan bağlılığına güvenmek her yurtseverin görevidir. Bu toplum çok büyük badireler atlattı bunu da atlatacaktır. Buna inanın ! Yeter ki bizler üzerimize düşeni yapalım.

