Son günlerin en çok konuşulan konusu nedir diye sorulsa, bütün Türkiye’den tek ses çıkar. Özgecan’ın katili ile cinayete ortak olan babasının cezaevinde vurulması. Ardından Özgecan’ın katilinin cenazesinin gömüleceği mezarın bulunamaması. Ve tabii ki neredeyse toplum tarafından ulusal kahraman ilan edilecek olan Özgecan’ın katilinin katili…
Bir toplum nasıl bu hale gelir, düşünülmesi gereken bir durum. Korkunç bir şekilde işlenen cinayet, yakalanan ve yargılanan, yargılama sonucunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan, cezaevinde cezasını çekmekte olan bir katilin, bir başka katil tarafından katledilmesi sonucu oluşan garip bir atmosfer…
Bütün Türkiye’yi ayağa kaldıran korkunç cinayet sonrasında, jandarma başarılı bir araştırma/ soruşturma sonucunda katilleri yakalayarak adalete teslim etmiş, mahkemede gerçekleşen adil yargılama sonrasında katillerin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırılmasıyla toplumunun adalet duygusuna olan inanç artmış, devletin ise “adaletin güvencesi “olduğu ispatlanmıştır.
Ancak bugün; yani Özgecan’ın katilinin öldürüldüğü gün devlet, gücünü ve adaletin güvencesi vasfını yitirmiştir. Devlet gücünü ve adaletin güvencesi vasfını yitirdiği için de toplum neredeyse bir katili kahraman yapacak noktaya gelmiştir.
Cezaevleri devletin koruması altındadır, burada bulunan insanların can güvenliğinden devlet sorumludur. Buralarda ateşli silahla öldürülen bir şahsın hesabını devlet vermelidir. Açığa alınan bir kaç cezaevi personeli ile konu geçiştirilemez. Eğer bugün cezaevinde bir sanık ateşli silahla öldürülebiliyorsa, hiç bir sanığın can güvenliği yok demektir. Birileri istediği zaman, birilerini cezaevlerinde ateşli silahla öldürebilir demektir.
İşlenen cinayetin tekrarlanmaması için devletin ilgili birimleri, devletin ilgili birimlerinin sorumluları tepeden tırnağa hesap vermelidir. Gardiyanlardan başlayarak, başgardiyanlar, ikinci müdürler, müdürler, başmüdür, cezaevi savcısı, ceza ve tevkif evleri genel müdürlüğü, adalet bakanlığı ve son olarak başbakan hesap vermelidir. Adalet bakanı birinci derece sorumlu olarak istifa etmelidir; etmiyorsa başbakan tarafından görevden alınmalıdır.
Özgecan’ın katilini gömecek mezar bulunamaması ise apayrı bir şey. Devlet ne zamandan beri cenazeleri gömmek için muhtarlardan izin alıyor? Muhtarlar ne zamandan beri mezarlıkların kapılarını kilitleyerek devleti tehdit edebiliyor, bu cenaze buraya gömülemez, gömülürse yerinden çıkarılır diyebiliyor? Böyle bir skandal nasıl yaşanır akıl alır gibi değil. Yaşanılanlar bir şeyi çok iyi özetliyor; devlet gerçekten iyi yönetilemiyor.
Birileri kalkıp ta sakın Özgecan’ın katilini mi savunuyorsun demesin! O katil öldürülerek ceza çekmekten kurtarıldı. Oysa en az 50 yıl hücresinde ibretlik olarak yaşatılmalıydı. Evet, devlet yakalanmasını, yargılanmasını ve cezalandırılmasını sağladı; ancak aynı devlet cezasını çekmesini sağlayamadı. Şimdi ona çektiremediği cezayı annesine çektiriyor. Yazıktır, günahtır. Devletin gücüne, otoritesine ve adalet anlayışına sahip çıkamayanlar o koltukları derhal boşaltmalıdır!

