Hemen her gün şehit haberleri aldığımız güneydoğunun acısı kor gibi içimizi yakarken, ağıtlar birbirine karışıyor; Türkçe, Kürtçe, Arapça… Yanmış, yıkılmış binalar, sokaklarda sahipsiz cesetler, morglarda teşhis edilemeyen ölüler ve Dicle Nehri’ne dökülen inşaat molozları arasında insan parçaları…
Böyle mi olacaktı güneydoğu? Bunlar mı yaşanacaktı bölgede? Neden, nasıl bu hale getirildi bu şehirler ve suç kimde?
Ne tek başına PKK’yı suçlamak mümkün ne de tek başına AKP Hükümetini. Hatırlayın, birinin kuruluş süreci diğerinin dağılma sürecinin başlangıcıydı aslında. AKP iktidar olduğunda örgütün lideri yakalanmış, örgüt elemanları panik içerisinde sınırları terk ediyordu. Birlikte büyüdüler, birlikte güç kazandılar sonra birlikte umut dağıttılar topluma ve sonunda birlikte kana buladılar ülkeyi.
Hemen her seçim öncesinde kronikleşen temelsiz ” seçim barışı” , seçim sonrasında zamana yayılan sözde çözüm süreçlerinin başarısızlığı bugünlerin kaçınılmaz olduğunun habercisiydi aslında. Hiç kimsenin bilmediği konularda varılan mutabakatların hayata geçirilebileceğine inanmak inanabilmek mümkün değilken ülkeyi nasıl bir çıkmaza sürüklediklerinin göstergesiydi; kendileri dışında birçok insanın gördüğü…
Görmek istemediler, anlamak istemediler ya da işlerine gelmedi anlamak ya da görmek. Kim bilir belki de pazarlıkların cazipliği engel oldu anlamalarına, görmelerine. Bugün güneydoğuda mezarlıklar sahipsiz cenazelerle dolmuşsa, bugün hastane morglarına sığmıyorsa cesetler ve teşhis edilemeyecek durumdaysa ne tek başına PKK’dır sorumlusu, ne de tek başına iktidar. Bugün Sur ‘un sokaklarından yanmış insan kokuları yayılıyorsa etrafa, bodrumlarında tanınmayacak haldeyse cesetler ne tek başına PKK sorumludur, ne de tek başına iktidar. Bugün aslan gibi Mehmetçikler, aslan gibi polisler kahpece şehit ediliyorsa ne tek başına PKK sorumludur, ne de tek başına iktidar. Ve bugün insanlar evlerine dönemiyorsa, bahçelerinde oturamıyorsa kadınlar, çocuklar ne tek başına PKK sorumludur, ne de tek başına iktidar. Hayatını kaybettiyse hamile bir kadın, kaybettiyse kör bir kurşunla bir ihtiyar, çocuklar oyun oynarken parçalandıysa bedenleri sorumlusu, sorumluları birdir, birliktedir. Dün çözüm, bugün savaş diyenlerdir. Suç onlarındır, suçlu onlardır.

