Anayasa Mahkemesi Yetkilerini Aşıyorsa…
Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru sonucunda, hak ihlaline karar verdiği dava dosyası üzerinden, Anayasa Mahkemesi’ni insafsızca eleştirenler, eleştiri sınırlarını da aşarak itham edenler Zaman Gazetesi’ne kayyım atanması konusunda sessiz kalıyor, yargı süreci devam ediyor diyorlar.
Hükümet kanadı ile AKP çevresinden gelen bu cılız sesi anlamak mümkün; ancak kendilerini demokrat, devrimci, özgürlükçü, insanlar olarak tanımlayan çevrelerin sessiz, duyarsız ya da ilgisiz kalmasını anlayabilmek mümkün değil.
Hukuk, adalet gibi kavramlar kişiden kişiye, kurumdan kuruma değişmez. Hukuksuzluk yapılan kişi ya da kurumların kimliğine, geçmişine, inanç ya da ideolojisine bakılmaz; olaya bunları zaten sevmem, zamanında onlar da şunu yapmıştı, bunu yapmıştı gibi yaklaşılmaz, yaklaşılamaz. Burada sahiplenilecek ya da sahipsiz bırakılacak şey; hukuk ya da hukuksuzluk, yasa ya da yasa dışılıktır.
Anayasa’nın 28. Maddesi; Basın hürdür, sansür edilemez diye başlar. 30. Maddesi, kanuna uygun şekilde basın işletmesi olarak kurulan basımevi ve eklentileri ile basın araçları, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez veya işletilmekten alıkonulamaz der. Basın ve yayım konusu böylesine bir anayasal güvence altındayken, Zaman Gazetesi’nin bir başsavcı vekilinin talebi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından kayyıma devredilmesinin adı “yargı süreci” olamaz.
Sulh ceza mahkemesi hâkiminin vermiş olduğu bu karar sonrasında artık hiç bir basın yayım organının güvencesi kalmamıştır. Bu kararla dileyen savcının dilediği zaman, dilediği gazete ya da dergi hakkında kayyıma devir talebinde bulunabilmesinin, dileyen sulh ceza hâkiminin de bu talebi kabul edebilmesinin yolu açılmış oldu. Bu karara sessiz kalmak, onaylamak ya da eleştirmek tamamen kişisel olmakla birlikte kişilerin hukuk ve adalet anlayışını da ortaya koyacak. Ben diyorum ki herkes için hukuk, herkes için adalet. Anayasa mahkemesi bireysel başvurucu sonucunda, kişisel hakların ihlal edildiği yönünde karar vermesiyle yetkilerini aşmış oluyorsa; bu sulh ceza mahkemesi hâkiminin, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen, vermiş olduğu aykırı karar ne oluyor?
