Bugünün gazetelerinde yer alan bir haber Türkiye’nin geldiği noktayı gözler önüne seriyor. Konuları aynı olmasına rağmen haberin birisi neredeyse sürmanşetten verilmiş, diğeri ise orta sayfalarda kaybolmuş.
Peki, nedir bu iki haber; konusu, içeriği nedir? Konusu; çağımızın hastalığı denilebilecek ” kanser” , içeriği ise çok farklı. Birincisi TIP tarihinde bir ilk olma özelliğine sahip “insan vücudunun doğal olarak ürettiği T hücrelerinin yeniden yapılandırılarak kanser hücreleriyle savaşmaya programlanması” denilen bir tedavi yönteminin olumlu sonuç verdiğinin müjdelenmesi. Diğeri ise SGK’nın (Sosyal Güvenlik Kurumu) akciğer kanseri, MS ve Lösemi gibi hastalıklarda kullanılan hayati ilaçların sınırlandırılması. İçeriklerinden de anlaşılacağı üzere haberin birincisi bilimsel bir çalışmanın sonuçları hakkında verilen müjde niteliğinde; haklı olarak birinci sayfada yer bulmuş. Diğeri ise bireysel tercihlerin ilanın mahcubiyeti niteliğinde; doğal olarak orta sayfalarda kaybolmuş. Birinci haber insanı yücelten, gururlandıran cinsten. İkinci haber ise insanı utandıran türden. Birincisi Amerika’dan müjdeleniyor diğeri ülkemizden haber geçiliyor.
Hani şu geliştik, çağ atladık; bilimde, sanatta, sporda zirve yaptık denilen ülkemizde. Hani şu yapılan duble yollarla, köprülerle övünülen ülkemizde. Hani şu haritada yerini bilmediğimiz ülkelere sözde Allah adına yardım eli uzatılan ülkemizde. Hani şu kişi başına düşen milli gelirle övündüğümüz ülkemizde SGK yayınladığı tebliğ ile belirli hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların SGK tarafından karşılanmasını şarta bağlıyor. Bir insanın en temel hakkı olan tedavi hakkı; yani yaşam hakkı SGK keyfiyetiyle sınırlandırılıyor.
Örneğin Multiplskleroz, halk arasında bilinen adıyla MS hastalığında kullanılan Fingolimod etken maddeli ilacın maliyetinin SGK tarafından karşılanması için başka bir ilacın, bir yıl süreyle kullanılması şartı getirilmiş Yani SGK bu ilacın ödemesini karşılarım; ama önce bir yıl süreyle başka ilaç kullanmalısın diyor. Başka bir örnek ise akciğeri kanseri olan bir hastanın tedavisinde kullanılan ilaçların ödemesini yaparım; ancak bir şartla diyor ve ekliyor” hastalığa yakalanmadan önce sigara içmemiş olmalısın” . Örnekleri çoğaltmak mümkün, mümkün; ama daha fazla yazamıyor, düşünemiyorsunuz. İçiniz acıyor, yutkunuyorsunuz. Birden düşünüyorsunuz kendiniz, yakınınız, bir tanıdığınızın başına gelse… Her şeyden önemlisi bir insanı düşünüyorsunuz… Çaresiz, zayıf ve muhtaç. Böyle bir durumda SGK tamamen keyfi bir kararla tedavi için gerekli olan ilaçların maliyetlerini karşılamıyor. Diyor ki; benim istediğim yaşam tarzına bağlı kalırsan tedavin için gerekli ilaçların maliyetini karşılarım. Başka türlü karşılamam.
Bugün bu uygulamaya ses çıkarmayan demokratik kitle örgütleri, meslek odaları, siyasi partiler, seyirci kalan toplum bilin ki; bundan sonra gelecek olan adımlar karaciğer yetmezliği olan hastaya sen alkol almışsın tedavi masraflarını karşılamam. Sen kızlı erkekli spor yaparken sakatlanmışsın, tedavin beni ilgilendirmez. Sen trafik kazasını geç saatte yaşamışsın; o saatte sokakta ne işin var kadın halinle (!)kendi masraflarını kendin karşıla! Sen dayak yemişsin kızım; vardır bir sebebi, SGK neden senin sorunların yüzünden masraf etsin, kendi ilaçlarını al hatta tedavinin tamamını kendi cebinden karşıla! Abarttım mı sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz! Hasta bir insanın, hastalanma nedenini sorgulayarak tedavi için gerekli ilaç masraflarının maliyetini karşılamayı şarta bağlayan zihniyet için dile getirdiğim endişeler az bile!

