İzmir’de yaşanılan deprem sonrasında toplum olarak yaşadıklarımızı bir düşünelim. Ülkemizde daha önce yaşanan depremlerden ne farkı var? Yine yıkık binaları gördükçe içimiz yandı, kaybedilen canları öğrendikçe kahrolduk, kurtarılan her canımız içinse tüm dertlerimizi unutup sevinç gözyaşları döktük.

Neden hep aynı acıları yaşıyor, aynı sevinçlerle avunuyoruz? Neden her deprem sonrasında ülkeyi yönetenlerin “ Devletimiz yaraları saracaktır, kimsenin kuşkusu olmasın. “ sözlerini boş gözlerle izlemek zorunda kalıyoruz?
Ülkemizin büyük bölümünün deprem kuşağı üzerinde olduğu biliniyor. Hatta nerede, hangi şiddette deprem olabileceği tahmin ediliyor. Uzmanlar deprem konusunda alınması gereken önlemleri her fırsatta üstüne basa basa adeta bağıra, çağıra haykırıyor, öyleyse neden gerekli önlemler alınmıyor? Deprem kuşağında bulunan birçok ülkede, ülkemizde yaşanan depremlerden çok daha fazla şiddette depremler yaşanmasına rağmen neden can ve mal kaybı yaşanmıyor?
Sorulması, sorgulanması gereken konu budur. Bilinen bir tehlike var, alınması gereken önlemler var. Öyleyse siyasi irade neden bilinen ve görülen tehlike karşısında gerekli önlemleri almıyor? Ülkeyi yönetenler deprem sonrasında baş sağlığı dilemek, devlet yaraları saracaktır demek yerine yıkılan binaların, kaybedilen canların hesabını vermelidir.
Oysa bakıyorsunuz devletin en üst noktasında bulunan cumhurbaşkanı, 18 yıldır ülkeyi yöneten siyasi iradenin başı kalkıyor kurtuluş savaşı sonrasında, parçalanmış yok olmuş imparatorluktan yeni bir devlet kuran kurucu iradeyi suçluyor. Bunun adına ne denir? Nankörlük mü, sorumluluktan kaçmaya çalışmak mı, beceriksizliği örtbas etmek istemek mi yoksa yüzsüzlük mü ben karar veremedim. Sizce nedir?
