Türkiye gerçeği

tarafından
425

Demokrasi denen şey çok seslilik ise ,düşünce özgürlüğü ise, halk iradesi ise , ne çok seslilik, ne düşünce özgürlüğü, ne de halk iradesinin kimsenin tekelinde olmadığını bilmek ,anlamakla başlar her şey.   Birlikte bir arada yaşamayı, farklı seslere kulak vermeyi, diğer düşünceleri önemsemeyi , halk iradesine saygı duymayı bilmektir esas olan. Demokratikleşmenin , çağdaşlaşmanın tek yolu budur.

Türkiye her alanda zor günler yaşıyor. Ekonomik sıkıntılar had safhada . Temel hak ve özgürlükler tartışmalı durumda. Basın özgürlüğü neredeyse yok gibi.  Siyasi krizler ise kapıda. Ülke olarak bu gerçeği görmek ona göre herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır. Kimsenin bir başkasını ötekileştirmek gibi bir lüksü yok.  Tabii gerçek anlamda demokrat, gerçek anlamda yurtsever olanlara ,siyaseti kişisel çıkarlar için değil toplumsal amaçlar uğruna yapanlaradır sözümüz…

Ülke 18 yıldır kurucu değerlerle dalaşan bir siyaset anlayışı tarafından yönetiliyor ve artık yolun sonuna gelmiş durumda. Artık onun ne yaptığından çok muhalefet partilerinin ne yaptığı ya da yapacağı önemli. Bu süreçte işin yükü Cumhuriyet Halk Partisine düşüyor. Kurucu değerlerden taviz vermemek koşulu ile Millet İttifakını büyütecek, güçlendirecek yöntemler geliştirmelidir. Ve her zamankinden daha cesur, daha atak olmalıdır. Mevcut yasal partilerle ittifak arayışını korkmadan, gizlemeden açıkça yapmalıdır. Çünkü böyle bir ittifak olsa da ,olmasa da her zaman CHP  ittifak yapmış olmakla suçlanıyor. HDP’den bahsediyorum. HDP geniş tabanlı bir mutabakat olmadan demokratikleşmenin olmayacağının farkında. CHP de ,İYİ Parti de, DEVA  Partisi de , GELECEK Partisi de ,SAADET Partisi de farkında olmalıdır.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin , çağdaşlaşmasının yegane koşulu budur.  Geniş tabanlı bir ittifak. Muhalafet partileri bunu başaramadığı sürece  demokratikleşme hayaldir…