Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı dinlerken aklınıza “ Goebbels ilkeleri” geliyor. Goebbels kim mi? Dünyayı ve Almanya’yı felakete sürükleyen milyonlarca insanın katili Hitler’in propaganda bakanı. Hitler, 1933’te iktidarı ele geçirdikten sonra Goebbels‘in başkanlığında “Propaganda Bakanlığı’nı kurar. Amaç, faşizmi halka kabul ettirebilmektir.
Goebbels söze “ Önemli olan halkı inandırabilmektir “ diye başlarken belirlediği ilkelerden bazılarına bir göz atalım.
- Gerektiğinde yalan söylemekten kaçınmayın ve utanmayın. Nazi İmparatorluğunun insanları bu sayede bilinçlenecek, muhaliflerini ve ihanet şebekelerini bu yolla tasfiye edecektir.
- İnsanların beyni tembeldir. Bu tembelliği iyi bilin ve yalanlarınızı ona göre söyleyin. Tembel beyin yalanı çok daha iyi hazmeder.
- Halka anlattıklarınızın gerçek olması şart değildir.
- Söylediğiniz yalanlara inananlar mutlaka çok olacaktır. Önemli olan kitleleri inandıracak ve uykuya geçirecek yalanlar söyleyebilmektir. Halkı her zaman ateşleyin, soğumasına ve düşünmesine asla izin vermeyin.
- Bir yalanı sürekli tekrar edeceksiniz. Bunu yapınca halk o söylemin size ait olduğunu unutur ve kendi fikriymiş gibi inanmaya başlar.
- Küçük yalanlar inandırıcı olmayabilir. Bu konuya dikkat edilmesi gerekir. Söylediğiniz yalan ne kadar büyükse o kadar etkili olur. Halk büyük yalanlara, küçük yalanlardan daha çok inanır.
- Yalanlarınızı sürekli tekrar edin. Toplumun beyni ancak bu yolla yıkanır.
- Gerektiğinde sadece bir tek rakibinize odaklanın, kötü giden her şeyi onun veya onların üzerine yıkın.
Dönelim konumuza. Engelli vatandaşların ve devlet korumasından yararlanmış gençlerin kamu kurumlarına yerleştirilmesi töreninde konuşan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarından bazı bölümlere bakalım.
Örneğin “AK Parti’nin 17 yıllık iktidarındaki en büyük başarısı demokrasiyi geliştirmesi ve kalkınmayı sağlamasıdır; ülkenin kaynakları eskiden olduğu gibi bir avuç mutlu azınlığına verildiğinde bunun adı kalkınma değil adaletsizlik olur. AK Parti’nin 17 yıllık iktidarındaki en büyük başarısı demokrasiyi geliştirmesi ve kalkınmayı sağlamasıdır; ülkenin kaynakları eskiden olduğu gibi bir avuç mutlu azınlığına verildiğinde bunun adı kalkınma değil adaletsizlik olur. Türkiye büyüdükçe, güçlendikçe, zenginleştikçe ortaya çıkan değeri tüm vatandaşlarla paylaşmaya devam edeceğiz. 2020 yılının erişilebilirlik yılı olarak ilan edilmesinde fayda görüyorum. Hayırlı olsun” diyor.
Okurken gözünüzde canlanıyor; Balyoz, Ergenekon vs davaları, tutuklu gazeteciler, yazarlar, bilim adamları, siyasetçiler, iptal edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlık seçimi, seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak kayyımlar atanması, AKP’ye ya da Cumhurbaşkanına hakaretten açılan on binlerce dava… Bu mu gelişen demokrasi? Sonra bir bir satılan üretim tesisleri, artan işsizlik, açlık seviyesinin altında gelirle çalışmak zorunda olan milyonlarca insan, çocuğuna süt alamadığı için kendini asan anneler, emekli maaşına haciz geldiği için kendisini yakan babalar, iflas intiharları, açlıktan kendini ailesiyle birlikte öldüren insanlar bu mu kalkınma? Bu mu zenginleşme? Bu mu zenginleştikçe ortaya çıkan değeri tüm vatandaşlarla paylaşma?
Şöyle bir Goebbels ilkelerine yeniden bakalım, sizce Cumhurbaşkanının konuşmasının bu bölümü hangi maddelere karşılık geliyor?

