İktidarların demokrasi ,özgürlük , çağdaşlık anlayışları basına karşı tavır ve uygulamaları ile doğru orantılıdır. Basını ” gerçekleştirmek istedikleri amaç ve hedefler doğrultusunda, toplumsal desteği sağlamak için, kendisini desteklemesi gereken kurumlar” olarak gören iktidarın var olduğu ülkede demokrasiden söz edilemez…
Ne yazık ki, AKP iktidar olduğu dönemden sonra, basını kendi amaç ve hedeflerini gerçekleştirmek için destek sağlaması gereken kurumlar olarak gördüğü gibi gazetecileri de kendi memuru olarak düşünmüştür. Son olarak referandumun hemen ardından tanınmış muhalif yazar Bekir Coşkun’un çalıştığı gazetede işine son verilmesi bu duruma örnektir. Her ne kadar AKP tarafından, konu ile ilgileri olmadığı yönünde açıklamalar yapılmış ise de bu konudaki açıklamalar kamuoyu tarafından inandırıcı bulunmamıştır. Çünkü benzer olaylar daha önce de yaşanmış, AKP iktidarı döneminde muhalif bazı gazetecilerin işine son verildiği gibi, muhalif televizyon programları yayından kaldırılmıştır.
Basın üzerinde tam bir hâkimiyet kurma çabası içerinde olan AKP uygulamalarının devam edip etmeyeceği sivil toplum örgütleri, basın ve kamuoyunun vereceği tepkilere bağlıdır. Sivil toplum örgütleri, kamuoyu ve basın özgürlüklerine sahip çıkmak zorundadır. Susturulmuş bir ülkenin toplumu, elleri- ayakları zincire vurulmuş, boynuna tasma takılmış bireyden farksızdır. Basın, sivil toplum örgütleri ve kamuoyu buna izin vermemelidir.
Ülkenin sosyal, siyasal, kültürel gelişmesi ve bunlara bağlı olarak ekonomik kalkınma, düşüncelerin özgür ifadesi ile mümkündür. Tek tip toplum, tek bir düşünce, tek bir inanç yaratma çabası içerisinde olan iktidarlara karşı koymak, tüm toplum bireylerinin ve kurumlarının görevidir. Toplum bu konuda duyarlı olmak zorundadır. Bugünü korumak geleceğine sahip çıkmak adına bu yapılmalıdır.
Ulus Gazetesi 4.10.2010
