Ulus olarak kanmaya, kandırılmaya öylesine alışmışız ki; karşımıza gerçekleri söyleyen birisi çıktığı zaman o kişiye tahammül edemiyoruz… Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy’nin yüzümüze karşı “Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği söz konusu olamaz “ demiş olmasını ve bunu her fırsatta, her platformda dile getirmesini toplum olarak hazmedemiyoruz.
Oysa ben, Nikolas Sarkozy’e kızma hakkımız olmadığını düşünüyorum. Birçok AB ülkesi gibi lafı evirmeden, çevirmeden açıkça söylüyor; Türklerin AB’ye tam üyeliği mümkün değildir diyor, ekonomik, siyasal, toplumsal gerekçelerini de tek tek açıklıyor. Bugünkü Türkiye’nin demografik yapısını, siyasal oluşumunu, hukuki mali, iktisadi özelliklerini düşündüğünüzde AB’ye tam üyeliğinizin söz konusu olamayacağını bilmeniz gerekir diyor. Ve doğruda söylüyor. Sadece son birkaç ay içerisinde iş kazalarında hayatını kaybeden işçileri, işlenen kadın cinayetlerini, tutuklanan bilim adamlarını, gazetecileri, generalleri, düşünürsek bir de ülkenin demografik ve ekonomik yapısını göz önüne aldığımızda AB’ye tam üyelik beklemenin sadece kendimizi kandırmak olduğunu görebiliriz.
Bugün Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy bu gerçeği yüzümüze vurduğu için kızıyoruz, öfkeleniyoruz. Amaç AB’ye tam üyelik ise; Sarkozy’e kızmak yerine Türkiye’nin ekonomik, siyasal, hukuksal yapısını iktisadi, mali ve ticari özelliklerini AB’ye uygun hale getirebilmek için çaba harcanmalıdır. Bugünkü Türkiye ile AB’ye tam üyeliğin mümkün olmadığını bütün dünya ve başta AB ülkeleri çok iyi bilmektedir. Ancak nedense bütün dünyanın bildiği ve gördüğü bu gerçeği bizler görmemekte ısrar ediyoruz. Bir topluluğa üye olmak istiyorsanız o topluluğun koşullarına uymak zorundasınız. Oyunun kuralı bu… Koşullara uymayan birliğe alınmaz. Hiç kimsenin umut tacirliği yapmaya hakkı yoktur. Birliğe bunca yıldır kabul edilmeyişimizin nedenlerini başkalarında aramak yerine kendi durumumuzu sorgulamamız gerekir… Olması gereken budur…
Ulus Gazetesi 7.2.2011
