Türkiye’nin cezaevi gerçekleri

tarafından
384

Türkiye’nin cezaevi gerçekleri

Cezaevleri devletin korumasında ve kontrolünde olan yerlerdir. Devletin istemediği ya da izin vermediği hiçbir şey olmaz.

Cezaevlerinde yaşanan ve yaşanması muhtemel intiharları, cinayetleri, taciz ve tecavüzleri cezaevi idaresi önceden bilir ve cezaevi idaresi ancak izin verirse bu tür olaylar yaşanır.  Tıpkı uyuşturucu kullanımı, kumar, haraç alma gibi olaylara göz yumarsa yaşanacağı gibi.

Tutuklu ve hükümlülerin cezaevindeki yaşam şekilleri de tamamen cezaevi idaresine bağlıdır. İdare isterse tutuklu ve hükümlüler için cennet olur, istemezse cehennem.  Kime, nasıl davranacaklarına, kime cennet, kime cehennem olacağına tamamen cezaevi idaresi karar verir.

Çok ciddi suçlar işlendiği olur cezaevlerinde, sistemli işkenceler yaşanır kimi yerlerde.  Ağır yaralananlar olur; kolları, ayakları, hatta kafaları kırılan, sakat kalan. Ölümcül hastalıklara yakalananlar olur tedaviden mahrum.  Çoğu zaman bunları hiç kimse bilmez, duymaz, mahkûm ve mahkûm yakınlarından, varsa bir de avukatından başka. Ne gazeteler yazar, ne televizyonlar söyler.  Dedim ya cezaevi idaresi neyi isterse ve neye izin verirse o olur cezaevlerinde.

Ve tabii ki devlet; hangi cezaevinde neler yaşandığını ya da neler yaşanacağını çok iyi bilir. Hangi suçtan ne kadar mahkûm var, sağlık durumları, eğitim düzeyleri, ekonomik koşulları nedir, hepsini bilir ve izler.  Hangi cezaevi idaresinin ne yaptığını, ne yapacağını, kime, nasıl davrandığını, davranacağını, cezaevi koşullarının ne durumda olduğunu herkesten iyi bilirler. Ve devletin istemediği, izin vermediği, göz yummadığı hiçbir şey olmaz, olamaz cezaevlerinde. Bunun son örneğini Selahattin Demirtaş olayında  gördük, yaşadık.

Selahattin Demirtaş gibi arkasında güçlü bir kamuoyu desteği olan, Avrupa’nın hatta dünyanın tanıdığı, üstelikte avukatları tarafından sürekli izlenen bir kişilik, fenalaştıktan yedi gün sonra bilinci kapalı halde, kız kardeşi ve avukatı olan Aygül Demirtaş’ın sosyal medyada durumu paylaşmasından sonra hastaneye sevk edilerek kontrolleri yapıldı ve yeniden ölümcül risk koşulları taşıyan cezaevine gönderildi.  Varın sıradan mahkûmların durumlarını siz düşünün…in

Cezaevi koşulları devletin aynasıdır. Devlet ne kadar adil, demokratik ve çağdaş olursa koşullar da o kadar adil, demokratik ve çağdaş olur.  Cezaevlerinde ömür tüketen insanların da sonuçta insan olduklarını ve insanca yaşam hakları olduğunu unutmamak devletin temel görevidir.

Hani, yargı reformu, yargı reformu diyorlar ya işte o reformlar cezaevlerinin yaşam koşullarından başlamalı. Cezaevleri suç ve suçlu üretmekten kurtularak, cezalarını çeken insanları yeniden topluma kazandıracak yapıya dönüştürülmelidir.  İnfaz yasası, bilmem ne yasası diyerek örtülü af çıkarmakla bu kısır döngüden kurtulmak mümkün olmadığı gibi  en küçük  suçtan cezaevine giren kişilerin birer suç makinasına dönüşmesine engel olunamaz.